PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Danny'nin üzücü hikayesi. Bölüm 1


Cyprusmat
02-10-2007, 19:33
Uzun bir hikayeye başlandı. Doğaldır ki, bölüm bölüm gelecek. Elimizden geldiği kadar da hızlı yazmaya çalışılacak. Hepinize sevgiler.
Mel

Henüz üç ay olmuştu Danny ve Pamela evleneli. Danny, bir yıl önce anne ve babasını bir uçak kazasında kaybettikten sonra 25 milyon dolarlık mirasın tek varisi olarak işlerin başına geçmiş, 6 ay içerisinde tüm işletmelere tam manasıyla hakim olmuştu. Babasının kurduğu bu müthiş işletmeler, ailenin diğer taraflarında kıskançlıkla karşılanmış, zaten oldukça cimri olan babası da ailenin diğer üyelerini bir çırpıda silmişti. Danny’nin halaları ve dayısıyla ilşkileri 20 yıl önce kopmuştu.
Danny, 34 yaşında, sarışın ve oldukça yakışıklı bir adamdı. Ailesinin tek çocuğu olarak oldukça şımartılarak büyütülmüştü. Ancak artık olgun ve konumuna hakim bir işadamıydı. Süpermarket zincirlerinin genel müdürü Steve’in sekreteri Pamela ile 6 ay önce tanışmış, bu İngiliz aksanlı esmer güzeline anında aşık olmuştu. Pamela 29 yaşında, uzun boylu, babasının İspanyol teninden esmerliğini almış, tam bir afet sayılacak güzellikteydi. Babası annesini o daha çok küçük yaşlardayken terk ettikten sonra, annesi Londra’da uzun yıllar sefalet içinde yaşamış, ancak kızına iyi bir eğitim aldırmak için elinden geleni yapmıştı. Üniversiteyi türlü zorluklar içinde bitirdikten sonra gittiği Chicago’da stajını tamamlarken, oldukça büyük sayılabilecek bu süpermarket zincirinde bir iş bularak Amerika’da kalmaya karar vermişti.
Danny ile Pamela çok kısa süre içinde birbirlerine aşık olmuş ve hızlı bir şekilde evlenmeye karar vermişlerdi. Danny işlerini belli bir düzene oturttuktan sonra şirketleri oldukça profesyonel ellere teslim etmiş, evliliğinin ve hayatının tadını çıkartmaya başlamıştı. Pamela’dan hemen bir çocuk sahibi olmak istiyordu ancak Pamela henüz buna hazır olmadığını ve biraz hayatlarının tadını çıkarmalarını istiyordu.
Balayı için Meksika’yı, hayal şehri Acapulco’yu seçmişlerdi. Balayı sırasında, Danny, aslında bu kadar güçlü bir aile içinde yetişmiş olmasına karşın, evliliğinde tüm iplerin Pamela da olmasını istediğini ve içinde gençliğinden beri yaşattığı edilgen tarafın Pamela tarafından doyurulmasını arzuladığını bir şekilde karısına açıklamıştı. Pamela, Londra’da arka sokaklarda büyüdüğünden bunun ne manaya geldiğini çok iyi biliyordu. Çünkü, mesela, telefon etmek için girdiği hemen hemen her telefon kulübesinin camında en az 10 dominatrix ilanı olduğunu daha çocuk yaşlarda görmüş ve büyüdükçe erkeklerin içindeki bu içgüdünün güçlü kadınlar tarafından – hatta para karşılığında – doyurulma ihtiyacı doğurduğunu fark etmişti.
İşte şimdi karşısında, o çok sevdiği erkek, milyon dolarlara hükmeden ve dışarıdan son derece güçlü görünen erkek, kendisinden ona hükmetmesini ve ipleri eline almasını istiyordu.
Aslında Pamela, Danny’i gerçekten de sevmişti. Ama çok önceleri, küçük yaşlarda kendilerini terk eden babası ve sefalet içinde geçen gençlik yılları, henüz patronuyla tanışmadan önce, ona karşı bir kin duymasına sebep olmuştu. Sonuçta Danny de hem “zengin” ve hem de “erkek”ti. Tanıştıktan sonra, önce biraz mesafeli yaklaşmış, sonra ise Danny’nin inanılmaz ilgisi ve çıktıkları dönemdeki - daha önce hiç yaşamadığı – zenginlik başını döndürmüş, zamanla eski duygularının üzerini örtmüştü.
Ama işte balayındaki bu sözler, Danny mışıl mışıl uyurken Pamela’nın uykusuz gecelerini doldurmuş ve dönüşe dair planlara dönüşmüştü bile.

Cyprusmat
02-10-2007, 20:35
Chicago’daki evleri – sanırım malikaneleri demek daha doğru olur – şehrin oldukça dışında, ortaçağ mimarisini andıran bir yapıya sahip, 11 odalı ve iki büyük salonlu, 45 dönümlük bir arazinin içinde, hizmetçiler için de bir müştemilata sahip 3 katlı bir evdi.
Danny’nin inanılmaz bir şarap zevki olduğu için, Kaliforniya’dan özel fıçılarla getirilen ve orada yıllanmaya bırakılan şarapları için de bir mahzenleri vardı.
Evlerinde üç kadın hizmetçi, bir bahçıvan ve bir de şoför çalışıyordu. Pamela yemek yapmadığı zamanlarda, kadınlardan biri yemek işleriyle ilgileniyordu.
Danny, iyi bir işadamı olmasına karşın, iyi bir ev sahibi değildi. Babasından ona geçen otoriter ve cimri tavırlarını bazen saklamayı beceremiyor ve evdeki çalışanları gerek tavırları ile ve gerekse de parasal konularda mutsuz ediyordu.
Balayından dönüş yolunda Pamela ve Danny, mahzenlerinin bir bölümünün, öyle abartılı olmayacak bir şekilde zindan’a dönüştürülmesi ve küçük bazı oyunlarının orada oynanması gerektiği konusunda anlaşmışlardı. Danny bu fikirden dolayı oldukça heyecanlanmış, Pamela’nın bu hayat tarzını ona karşı nasıl kullanacağı konusunu gizli bir zevkle merak etmeye başlamıştı.
Pamela 2 ay boyunca hergün Danny’yi biraz daha şaşırtmayı başarmış, her hafta zindan’a yaptığı eklemelerle, o zamana kadar sadece şarap fıçıları ve kullanılmayan ıvır zıvırın bulunduğu bu mekanı Danny için çok daha farklı bir yere dönüştürmüştü. Büyük bir cezalandırma çarmıhı, yere sabitlenmiş bir kafes, duvarlarından sarkan değişik boy ve ebatlarda kırbaçlar, maskeler, ağız topları vs. ile mahzenin o bölümü gerçek bir zindana dönüşmüştü bile. Danny artık hafta sonlarını iple çeker olmuş, gençliğinden beri içinde yaşattığı “edilgenlik” duygusunu artık tüm çıplaklığı ve yalın gerçekliği ile yaşamaya başlamıştı. Gençliğinden beri biriktirdiği ve karısından bile gizlediği özel görsel BDSM koleksiyonunda neler varsa işte onlar burada, kendi evinde ve karısıyla beraber yaşanıyordu. Yaşadığı zevk dakikaları onun aklını başından öyle alıyordu ki, karısının bu konuda nasıl bu kadar donanımlı ve tecrübeli olduğunu sorgulayamıyordu bile. Zira bu dört aylık evlilik onun hayatını tam bir karnavala çevirmişti. İçinde onca yıldır yaşattığı duygular öyle beslenmeye başlamıştı ki, artık sadece hafta sonları yetmiyor, bazı hafta içi gecelerinde de oyunlar oynuyorlardı. Oyunlar artık zamanla öyle sertleşmişti ki, bazı hafta içi gecelerinin sabahında Danny işe gidemeyecek hale geliyordu. Bazen de, oyunun zevki her ikisini de öyle sarıyordu ki, Perşembe gecesinden pazartesi sabahına kadar Danny’nin esareti devam ediyordu. Ancak artık Danny, bu yaşananların zevkle gerçek arasında gidip gelmeye başladığını göremiyor ve kendisinin zevk aldığı anlarda Pamela’nın nereye baktığını hissedemiyordu.

mira
02-10-2007, 20:43
nihayet sağlam bir hikaye gördük...teşekkürler.......

Cyprusmat
02-10-2007, 20:50
Bu cesaretlendirici ve takdir dolu sözleriniz için çok teşekkür ederim Mira hanım. Elimden geldiği kadar seri ve hızlı yazmaya çalışacağım. Saygılarımla.
Mel

Cyprusmat
02-10-2007, 23:04
O çarşamba sabahı saat 10’da Pamela uyandığında Danny çoktan işe gitmişti. Yatakta doğruldu ve uzun uzun gerindi. Banyoya geçti ve aynaya baktı. Yapılı saçları, koyu gotik makyajı, deri büstiyeri, deri mini eteği ve çizmeleriyle tam bir Dominatrix görüyordu aynada. Aslında hiçbiri yoktu üzerinde. Ama o, son bir aydır aynaya her baktığında kendisini böyle görüyordu. Oysa daha 4 ay öncesine kadar, yaşadığı masal gibi flörtü evlilikle sonuçlandırmış, dünyadaki en şanslı kadınlardan biri gibi düşünürken, şimdi kafasında her şey daha da farklılaşmış, ve her şey yer değiştirmişti. Çünkü yaşadığı şeylerden ruhuna bir zehir akmıştı.
Bir ay önce kararını vermiş ve o zehrin kendisini yukarı ittiğini fark etmiş, bazı gecelerde gözünün önünde flaş patlamaları gibi bir zirve görmüştü. O orada olmalıydı. Bir şey kazanmıştı ve onu artık kaybetmeye yada geri vermeye hiç niyeti yoktu. Bundan sonra asla mutlu ama sıradan bir kadın olamazdı o. Hem mutlu olacak, hem de hakimiyetini herkese ilan edecekti. Bu hakimiyetin kuruluşu ne kadar tuhaf, ne kadar korkutucu olsa da, herkes bunu onun yaptığını görecek ve kabul edecekti. Artık hayatındaki hiçbir şey sıradan olamazdı.
Duşunu aldıktan sonra, aşağıya indi ve hazırlanmış olan kahvaltısına oturdu. Hizmetçilerden Esther’e, 1 saat sonra tüm ev çalışanlarının büyük salonda olmalarını emretti. Kahvaltıdan sonra tekrar yukarı çıktı ve henüz yapılmamış olan yatağın kenarına oturdu. Nelere karar vermişti ? Neler yapacaktı ? Şu anda bunların hepsi aklına fazla geliyormuş gibi bir düşünceye kapıldı. Kendisini tanımıyor muydu yoksa ? Her şeyi bir bir kurgularken konuştuğu herkes en başında onun aklını kaybetmiş olduğunu söylemişti. Steve, Cynthia, Jackie hepsi. Ama şimdi onları ikna ettiği konuşmalar geldi aklına. Evet, o herkesi ikna etmişti ve bundan sonra da ikna edecekti. Hayat, artık başkaları tarafından da sadece ve sadece onun istediği gibi yaşanacaktı. Gözlerinin önünde görmek isteyeceği her şeyi görecekti. Birden silkindi ve ayağa kalktı. Evet bundan sonra her şey ama her şey farklı olacaktı. Kullanıla kullanıla komikleşmiş manasıyla değil, o kelimenin gerçek manasıyla TANRIÇA olacaktı. Ve kendisine oynamak için insanlar yaratacaktı. İşte bugün de tüm bunların başlayacağı gündü.
Aşağıya tekrar indiğinde, tüm ev çalışanları büyük salonda toplanmışlardı. Hepsine pazartesi günü öğlene kadar izinli olduklarını söyledi. Hiçbiri evde olmayacaktı. Hepsi pazartesi günü saat 14’e kadar eve uğramayacaklar ve ücretli olarak izinde olacaklardı. Bugün de hepsi saat 16’ya kadar işlerini bitirecekler ve 16’da evi terk edeceklerdi. Yemek işleri ile uğraşan Jane’e bu akşam için mükemmel bir sofra hazırlayıp bırakmasını söyledi. Ördek pişmeye hazır fırında kalacak diğer soğuklar hazırlanıp buzdolabına kaldırılacaktı. Şoför William her iki arabanın da anahtarını bırakacak, Bahçıvan George tüm bahçeyi gidene kadar sulayacak ve Esther ile Liliana ise gidene kadar tüm evi toparlayacaklardı.
Hepsini işleri ile baş başa bırakıp arabasına atladı ve şehre indi. Süpermarket şirketlerinin merkez ofisinin önüne park etti ve içeri girdi.
Saat 17’de eve döndüğünde her şeyin istediği gibi yapıldığını ve çalışanların da evden ayrıldığını gördü. Danny genellikle eve 19 sıralarında geliyordu. Hazırlanmak için iki saat yetecekti.
Hem giydikleri, hem de yaptığı makyajla, o akşam kapıdan girdiğinde Danny’yi şok edecek haldeydi. Masa hazırdı ancak yenecekler henüz konmamıştı. Buzdolabından çıkardıklarını masanın üzerine dizdi. Fırını yaktı. Şamdanları getirdi. Arabanın sesini duyduğunda saat tam 19:30’du.
Danny kapıdan girdiğinde gördüklerine inanamadı. Karşısındaki bir kadın değil sanki bir TANRIÇA idi. İçeriden pişen ördeğin nefis kokusu geliyordu. Bir şükran günü akşamı mutluluğu içini doldurdu. Dizlerinin üzerine çöktü ve aşağıdan uzun uzun bu mükemmel kadının yüzüne baktı. Pamela onu ellerinden tutarak ayağa kaldırdı. “Bu gece çok özel olsun istedim” dedi. “Harikasın hayatım” diye cevap verdi Danny.
Birlikte masaya oturdular. Danny uzun zamandır özel bir gece için sakladığı Pinot Noir’ı açtı.
Evdeki hizmetçilerin nerede olduklarını sorduğunda Pamela, “özel bir gece olsun istedim dedim ya” diye yanıtladı. Yemek ve sohbet harikaydı. İkinci kadehlerin sonunda Pamela “bu sefer çarşamba akşamından başlamaya ne dersin” diye sordu. Danny’nin yüzünde şaşkınlıkla karışık bir heyecan belirdi. “Ama biliyorsun bizim perşembe yönetim kurulu toplantılarını hayatım” diye konuştu. Pamela “bir tanesine gitmezsen batmaz şirket herhalde” dedi, hafif sertçe ama muzip bir gülümsemeyle. Aslında Danny, bu akşam karşısında gördüğü TANRIÇA’ya teslim olmayı aklına çoktan koymuştu. Sadece erkeklere has önemli işlerim var havasını vermeye çalışıyordu. “Tamam hayatım, başlayalım bakalım. Bu seferki her zamankinden daha farklı olacağa benziyor” dedi. “Evet, bu gece her zamankinden çok ama çoooook farklı olacak” demek istedi Pamela ancak bunu sadece düşünmekle yetinerek, saklayamadığı bir ifade ile baktı Danny’nin suratına. Bu ifadeyi bir anlığına da olsa gördü Danny, ve o an anlayamadığı bir ürperti dolaştı ruhunda.

senlen
02-10-2007, 23:08
teşekkürler

Cyprusmat
03-10-2007, 00:53
Saat 22’yi biraz geçmişti ve ikinci Pinot Noir’ın da sonuna gelinmişti. “Kalk ayağa” diye bağırdı Pamela. Danny, daha önce hiçbir geceye böyle başlamadıkları için biraz sarsıldı. Öyle ya, yemekten kalkılır, evden el ayak çekilir, yukarıya çıkılıp zevkli zevkli hazırlanılır ve mahzene öyle inilirdi. Tüm bunları düşünürken “sana kalk ayağa dedim köpek !” diyen ikinci ses derhal reflex olarak kalkmasını sağladı. Suratında saçma bir ifadeyle Pamela’ya bakıyordu. “Bir daha bir şeyi ikinciye söylemeyeceğim, anladın mı salak ?” diye ekledi Pamela. Danny hala o saçma ifade ile Pamela’ya bakıyordu. “Anladım efendim” gibi bir şey mırıldanabildi. Pamela hızla ayağa kalktı, Danny’nin yanına gelmesiyle suratına öyle bir tokat attı ki, tüm küçük salon çınladı. “Sorduğum bir sorunun cevabını, duyulacak bir sesle yanıtlayacaksın, ben veya etrafındakiler net olarak duyacak anladın mı” diye bağırdı Pamela. Danny “anladım efendim” diye yüksek bir sesle tekrar etti. Gerçekten de afallamıştı. Ama bu afallamaya rağmen bir şey duymuştu demin…ne demişti Pamela… “etrafındakiler” mi ? Ne demekti bu ? Nasıl ??? Ama asla sormaya cesaret edemeyeceği bir durumdaydı. Hem belki de ağzından yanlış çıkmıştı bu söz Pamela’nın. Yada belki bir korkutma oyunuydu bu. Bunların hepsini aklından hızlı hızlı geçirirken, “şimdi derhal yukarı çıkıp, seni insana benzeten bu kıyafetlerin hepsini çıkartacak ve aşağıya bir köpek gibi çırılçıplak inacaksin, anladın mı” diye bağırdı Pamela. Şu an bir tokat daha fazla geleceği için ve oyunun bu akşam orada başladığını düşündüğünden, hemen “anladım efendim” diyerek merdivenlere doğru ilerledi.
Üzerindekileri çıkartırken, kafasına, hiç böyle başlamamış olduğunu bildiği bu oyunun bu sefer Pamela tarafından oldukça değişik kurgulandığı fikrini oturttu. E olsundu, bu sefer de böyle başlasındı.
Danny yukarıdayken, Pamela bir sigara yaktı ve “işte başladı, hayır hayır, işte başladım” diye düşündü. “Evet başladım”
Danny aşağıya indiğinde Pamela tekli koltukta oturuyor ve sigarasını içiyordu. Onun bu çırılçıplak halini bir süre seyretti ve “gel buraya” diye bağırdı. Danny onun oturduğu koltuğa doğru yaklaştı ve durdu. Eliyle yeri işaret etti Pamela ve “dört ayak üstüne köpek !” dedi. Danny denileni yaptı. Şimdi Pamela’nın karşısında, dört ayak üstünde duruyor ve akşamdan beri bakmaya doyamadığı sevgili karısının yüzüne bakıyordu. Pamela ise sigarasını son kez kül tablasına söndürdüğünü biliyordu. Derin bir nefes aldı ve “şimdi beni iyi dinle küçük köpek, bundan sonra asla ve asla bir erkek yaratık olarak iki ayağının üzerinde yürümeyeceksin, anladın mı” diye fısıldadı. Sesin yavaş çıkmasından dolayı Danny başıyla onaylama hareketi yaptı. Pamela tam karşısında duran Danny’ye gene kuvvetli bir tokat atarak, “duyamadım köpeğim” diye bu kez sert bir şekilde bağırdı. Danny derhal “anladım efendim” diye karşılık verdi. Pamela “şimdi ayağa kalkarak oyunu bitirebileceğini, buradan kaçabileceğini, sadece sen istediğin zamanlarda bu oyunu oynayabileceğimizi falan düşünüyorsun değil mi” diye sordu. Danny bu geceyi çok merak ettiğinden, hatta ne kadar süreceğini ve her şeyin nasıl olacağını bilmediğinden, ama mutlaka da yaşamak istediğinden “hayır efendim” diyerek cevapladı. Pamela “aferin sana uslu köpek, işte böyle olacaksın. Şimdi derhal aşağıya, bundan sonra ait olacağın yere yürü bakalım” diyerek eliyle mahzen kapısını işaret etti. Danny hemen dört ayağının üzerinde, gösterilen yere doğru gitmeye başladı. Ama işte gene birkaç kelime…”bundan sonra”… aklının bir köşesine takıldı kaldı. Pamela merdivenlerin başındaki kapıyı ondan önce giderek açtı ve Danny’yi önüne alarak merdivenlerden aşağı indirdi.
Zindan köşesine geldiklerinde, “buranın kokusunu hep sevdim biliyor musun” dedi Pamela. “Artık sen de seveceksin çünkü yeni evin uzun bir süreliğine burası olacak” diye ekledi. Pamela, tamamen başka bir dünyaya girmiş ve trans haline geçmiş gibi konuşmasını sürdürdü : “Buraya senin de kokun karışacak, kaybedeceğin ruhunun ve kişiliğinin bazı parçaları duvarlara sinecek. Bu zindanda yok olacaksın ama bu zindan seninle yaşamaya başlayacak. Ve bu zindandan başka biri olarak, tamamen bana ait, benim şekil verdiğim, sadece benimle var olabilen ve yaşayabilen bir yaratık olarak çıkabileceksin”. Sonra sustu.
Danny ne karısının ağzından çıkan bu sözlere, ne de onun sanki bir trans haline geçmiş gibi görünen yüz ifadelerine inanamıyarak bakıyordu. Sanki karısı değil başka birisi vardı karşısında. Ama bu andan tek aklında kalan şey, bu yeni kadının gözüne karısından daha güzel görünmeye başladığıydı. Bunu düşündüğünü fark ettiğinde ise, gene içini bir korku kapladı.
Pamela hemen yanıbaşında duruyordu. Eğildi ve Danny’nin boynuna demirden tasmasını taktı. Tasmanın uzun zincirini çıkardı. Ağız topunu olması gerektiği gibi yerleştirdi ve kemerini sıkarak güzelce sabitledi. Sonra “ellerini arkana getir” dedi ve Danny’nin ellerini arkadan kelepçeledi. Kafesin kapısını açtı ve kocasını iki dizi üzerinde zorlayarak kafesin içine soktu. Kilidini taktı ve kapısını kilitledi. Bir sigara yaktı, bir süre seyretti Danny’yi. Öyle zavallıydı ki…İşte şimdi kocası tam istediği yerdeydi. Elinde sigarası, arkasını döndü, merdivenlere doğru ilerledi. Danny ne olduğunu anlamamış bir halde karısına bakıyordu. Pamela merdivenleri çıkmaya başladı. Danny bağırmak istedi ama sadece inlemeye benzeyen sesler çıkartabildi. Merdivenin başına gelince tekrar döndü Pamela ve acıyan ama mutlu gözlerle kocasına son bir defa baktı. Danny’nin gözlerindeki KORKU muydu ? Galiba… Ama daha emin değildi. Mahzenin ışığını kapattı, kapısını açarak çıktı ve dışarıdan kilitleyerek, yüksek topuklarının çıkardığı kendinden emin sesle uzaklaştı.

murrano
03-10-2007, 03:41
tesekkurler harikasin,devami yokmu

ike
03-10-2007, 09:14
müthişş
olağanüstüüü

highwaystar
03-10-2007, 09:38
Çok keyifli ve sürükleyici....Devamını çabuk getir olurmu ? :)

submale1
03-10-2007, 09:57
İşte budur ya; güzel bir hikaye, akıcı bir anlatım, doğru dürüst bir Türkçe kullanımı.

Mel çok teşekkürler, hikayenin devamını heyecanla bekliyoruz.

Cyprusmat
03-10-2007, 15:46
Herkese güzel yorumları için çok teşekkür ediyorum. Hikayenin kalanına, başka başka sayfalar olmasın diye buradan devam edeceğim. Tabii o zaman "Bölüm 1" yazmanın bir manası kalmamış olacak. Onu dikkate almayın ve lütfen bu başlığı takip edin. Gerisi tamamlandıkça buradan yayınlanacak.
Sevgiler.
Mel

Cyprusmat
03-10-2007, 15:50
Zifiri karanlığın içinde gözünden kaybolan görüntünün karısı olmadığından emindi Danny. Ne olmuştu ? Neden olmuştu ? Hiçbir şeye bir anlam veremeden, bu zifiri karanlığın içinde kalakalmıştı. Gözüne daha güzel görünmeye başlayan kadın gerçekten de karısı mıydı, yoksa karısının ona oynadığı özel bir oyun muydu bu ? Karısının, onun yerine geçmek üzere ayarladığı bir kadın tuttuğu gibi saçma fikirler anlık olarak gelip gidiyordu aynı anda düşüncelerinin içine. Ama eğer değilse…Hiçbir zaman Pamela ona bu akşam baktığı gibi bakmamıştı. “Nedir bu ?” diye düşünürken, şarabın ve erken kalkmanın da etkisiyle uyuya kaldı kafesinin içinde.

Pamela, mahzen kapısını dışarıdan kilitlediğinde, aslında biliyordu Danny’nin, yani sevgili kocasının dünyasını bir daha hiç eskisi gibi açılmayacak şekilde kilitlediğini. Elinde tuttuğu sigarasını mermer zemine fırlattı ve yukarı odasına çıktı. Çantasından cep telefonunu çıkardı, Cynthia ve Jackie’ye aynı mesajı attı. “Başladım”. Başka birisi, zaten bunun bu gece başlayacağını biliyordu. Ona yazmaya gerek görmedi.
Üzerindeki son derece pahalı ancak cicili bicili kıyafetleri çıkardı. Şimdi çırılçıplaktı. Yukarıdan aşağıya, aynanın karşısına geçmeden kendisine baktı. Bir anda bir şey oldu, ve kendisini tavanla duvarın birleştiği noktadan izliyor buldu. Evet, tüm bedenine tavanla duvarın kesiştiği noktadan bakıyordu. Gözler kendisinindi ama bedeni odaya basıyordu. Pamela o an anladı artık Pamela olmadığını. Kendisini uzaktan kumada edecek ve bedenine yol gösterecek bir ruha, yani TANRIÇA’ya dönüşmüştü.
Sabah aynada gördüğü yanılsamanın aynısı yaptı kendisini. Şu anda o görüntüden farklı tek şey, boynundaki, Danny’nin aldığı altın kolyeye taktığı iki anahtardı sadece. Biri kafesin, biri de mahzen kapısının anahtarları. Aşağıya indi… Yavaş ve kendinden emin hareketlerle bir şişe daha şarap açtı. Kadeh falan kullanmadan dikti şişeyi kafasına. Dörtte birini anında yudumladı. Bir sigara yaktı, şişeyi eline aldı ve mahzenin kapısına doğru yürüdü.
Danny kapıda dönen anahtarın sesini duyduğunda aradan ne kadar zaman geçtiğini algılayamadı. Ama zaten o karanlığın içinde bir daha hiç ZAMAN’la işi olmayacağını şu an bilmiyordu. Kafesinin içinde iki büklüm yattığı yerden doğruldu. Evet kapı açılıyordu ve aralanan kapıdan, Pamela’nın siluetinin ardından sızan zayıf bir ışık gördü. O zayıf ışık Pamela’nın kapıyı içeriden kapatmasıyla yeniden kayboldu. Kapı kapanmıştı ama başka bir ses duymuyordu. Pamela merdivenlerden inmiyordu. Hafif bir sigara dumanı koktu ve arkasından bir yudumun boğazdan geçerken çıkardığı ses geldi kulağına. “İşte” dedi Pamela neden sonra, “senin için her şeyin bittiği yer başladı”. Sesi yukarıdan, merdivenin başında olması gereken yerden geliyordu. “Sen, yani sevgili kocam Danny, yoksun artık” diye devam etti. “Çünkü ben, yani sevgili karın Pamela da yok artık”. “Gözünün ulaşabildiği görüntülere, kulağının duyabildiği seslere, aklının kurabildiği hayallere, ruhunun huzur bulduğu düşüncelere ve hayatının sana sağladığı her şeye veda etme zamanı”…Ses gittikçe yaklaşmış mıydı, yoksa karanlığın ve sessizliğin bir yanılsaması mıyıdı, anlayamadı Danny. Uyanıktı, bundan emindi, ama birden ışıklar yandığında, Pamela kafesinin yanı başında, şişesinden bir başka yudum alıyordu. Oysa elektrik düğmesi yukarıda, merdivenlerin başındaydı. Arada bir anı kaçırmış olmalıyım diye düşündü. Pamela’nın suratına baktı… Ağzındaki tıkaçla, elleri arkadan bağlı, kafesinin içinde, ona ne kadar zavallı göründüğünü düşündü. Aslında daha önceleri de böyle görünmüştü Pamela’ya… Ama bu gece…bir şeyler sanki daha farklıydı.
Kafesin kilidini boynundaki anahtarla açtı Pamela. Kilidi çıkardı ve kapısını sonuna kadar açtı. Danny, Pamela’nın tüm hareketlerini izliyor ama asla karşılık vermiyordu. Kafesin kapısı açıktı. Danny ne yapması gerektiğini bilmiyor ama ağzındaki tıkaç sebebiyle de soramıyordu. Pamela “çıkmak istemiyor musun köpeğim ? Pekala” deyip kafesin kapısını tekrar kapatacakmış gibi yaptığında, hemen dizlerinin üzerinde hareketlenerek dışarı çıkmak istediğini ima etti. Pamela da çıkmasına izin verdi. Danny, eğer ağzı açık olsa, karısına bir çok şey soracaktı, ama değildi işte.
Artık uzunca bir süre konuşamayacağını da bilmiyordu ne yazık ki !

Pamela, dışarı çıktığında önce Danny’nin arkadan bağlı ellerini çözdü. Danny, “oh nihayet, sonunda alıştığımız noktaya geliyoruz galiba” diye düşünmeye başladığı anda, Pamela’nın elinde küçük kemercikler gördü. Onları Danny’nin dizlerinin hemen altından sonuna kadar sıkarak bağladı ve diğer küçük kemerleri de bileklerine geçirerek dizlerinin yanında sabitledi. Dört küçük asma kilit her şeye yetmişti. Danny, şimdi bir maymun gibi doğrulamayan ve hareket edemeyen, iki büklüm bir haldeydi.
Hiçbir şeyi sorgulayamamak ve konuşamamak Danny’yi inanılmaz bir hale getirmişti. Neredeydiler? Pamela neredeydi ? Nereye gidiliyordu ? Tamam… Yarının ve belki de pazartesiye kadar olan dönemin adını koymuşlardı ve bunlar daha önce de yaşanmıştı ama şimdi her şey kendisine tuhaf ve bir o kadar da amacını aşan şeyler gibi geliyordu.
Tüm bunları, iki büklüm, bir maymun gibi ve yüzü yere doğru düşünürken, hayatında daha önce hiç duymadığı kadar büyük bir acının sırtını yaladığını hissederek doğrulmaya çalıştı. Onu bir başkası ve bir başkası daha izledi. Böyle bir acıyı daha önce hiç hissetmemişti. Kendi karısının ona böyle bir acı verebileceğini daha önce hiç düşünmemişti. Aniden dönüp Pamela’nın yüzüne baktı ve ilk dehşetini o anda yaşadı. Çünkü, sırtına kırbaçla vuran kadın Pamela değildi ! Ona çok benziyordu, ondan çok daha güzeldi, ama kesinlikle o değildi ! İşte o kadındı ! Pamela’ya çok benziyen ama onun eve getirdiğini düşündüğü kadındı !
Dört tane daha inanılmaz darbe yedikten sonra inlemesi, artık ağzının açık olmadığından böğürme haline gelmişti.
“İşte hikayenin asıl gelmesi gereken nokta burası zavallı köpeğim, OYUN VE OYUNLAR BİTTİ” diye konuşmaya başladı Pamela. “Artık “SEN” yoksun, yaşamıyorsun. Bundan sonra Donald Sinclair diye bir kişinin yaşamadığını herkes öğrenecek. Öleceksin kocacığım. Çünkü pazartesi günü ölüm ilanın çıkacak gazetelerde. Seni kendi ellerimle gömeceğim. Herkesin önünde, cenaze töreninde, gözyaşlarıma boğularak ağlayacağım. Ama tabii ki kişiliğini gömeceğim. Tabii ki yaşayacaksın. Ama her zaman benim istediğim şekilde benim istediğim kadar yaşayacaksın” diye devam etti.
Danny ne kadar öyle kaldı, Pamela ona düşünmesi için ne kadar zaman verdi hiç hatırlayamıyordu ama, nasılsa sabah olacaktı ve gün ışığını görecekti.
Gün ışığı…Pamela’nın da sevdiği ve uyandığında her şeyi bir gece öncesinde bıraktığı, hayatın gerçeklerini gösteren mucize ışık bir süre sonra ortaya çıkacak ve Danny’yi bu gecenin bilinmeyen kabusundan kurtaracaktı. Sonuçta sadece sırtında birkaç kırbaç izi kalacaktı ve bunları çok daha önce de yaşamıştı.
İçindeki bu iyimser havayı yok edecek tek şey kısa sürede içini doldurdu. Mahzenin “sabah”, “öğle” ve “gece” gibi, zamanla tanımlanamayacak kadar acımasız ve karanlık bir yüzü vardı.

Cyprusmat
03-10-2007, 17:03
“Hala anlamıyorsun değil mi” diye tekrar konuşmaya başladı Pamela. “Hala bunu oyun zannediyorsun değil mi zavallı köpek ? Hala yakın bir zamanda gün ışığı göreceğinin hayallerini kuruyorsun değil mi ? Az önce söyledim sana, OYUN BİTTİ. Ve Danny de BİTTİ. Sen yoksun artık. Sen başka bir şey olacaksın ama asla bir daha Donald Sinclair olmayacaksın”.
Pamela konuşmasını bitirmesiyle birlikte elindeki kırbaçı hızla indirmeye başladı yerde iki büklüm duran ve doğrulamayan Danny’nin sırtına. Havada ıslık çalarak inmeye başlayan kırbaçtan çıkan sesler ve Danny’nin önce iniltileri, sonra da gırtlağından gelen boğuk böğürmeleri doldurmuştu mahzenin sessizliğini. Pamela suratındaki ifadeyi hiç değiştirmeden kırbaçlıyordu kocasını. Bazen yüzünün önüne düşen esmer saçlarını düzeltmek için hafif duraklıyordu ama sonra hemen aynı şiddette tekrar devam ediyordu kırbaçlamaya.
Danny daha önce duymadığı bir acıyı yaşıyordu. Böğürmekten gırtlağının tahriş olduğunu hissediyor, bazen açıp bakabildiğinde gözlerinden akan yaşların mahzenin zeminini ıslattığını görüyordu. Nedendi bunlar ? Neden bu kadar acı veriyordu karısı ? Ne oluyordu ???
Pamela aynı rutinde kırbaçlamaya devam ediyor, o an ağzından tek kelime dahi çıkmıyordu.
Neden sonra Pamela durdu. Mahzene öyle bir sessizlik hakim oldu ki Danny’nin içini çekişleri haykırış gibi duyuluyordu. Birkaç dakika sessiz kaldıktan sonra Pamela konuşmaya başladı :”Şu andan itibaren söyleyeceklerimi ne kadar çabuk kabul edersen, senin için o kadar iyi olur. Anladın mı ?”. Kafasıyla onaylama işareti yaptı Danny. “Cuma akşamına kadar şirketlerin hepsinin devrini üzerime alacağım. Gerekli tüm detayları ben hazırladım. Kağıtlar ve noter buraya gelecek ve sen hepsini imzalayacaksın. Anladın mı?”. Danny duyduklarına inanamıyordu. Bu duyduklarından sonra sanki vücudunun acısı beynine geçmiş gibi hissetti. Ne ki şimdi bu diye düşündü. Her şeyleri vardı, karısı her şeye, her güzelliğe sahipti hayatında. Bu ne demek olabilir ki diye düşündü. İki büklüm durduğu yerden biraz doğrularak başını kaldırdı ve Pamela’nın suratına bakmaya çalıştı. Yüzü ter ve gözyaşından sırılsıklamdı. Pamela karşısında, ne zaman yaktığını bile fark etmediği sigarasıyla ve yüzünde korkunç bir kararlılıkla ona bakıyordu. “Aman Allahım” dedi içinden. Evet, bu Pamela değildi. Ve ortada gerçekten de bir oyun yoktu. Zorlukla başını oynatıp iki tarafa sallayarak “hayır” manasına gelen bir hareket yaptı. Pamela bu hareketi görür görmez, belinin hizasında duran Danny’nin suratına çizmesinin topuğuyla öyle bir vurdu ki, topuğun sivriliği Danny’nın yanağını delerek içeri girdi ve geri çekti ayağını. Danny, bu vurmanın etkisiyle kafası geriye doğru giderken yanağında bir yanma hissetti. Tam olarak ne olduğunu anlamamıştı. “Demek hayır ha !” diye bağırarak, yerdeki Danny’yi tekrar ölesiye kırbaçlamaya başladı Pamela. Öyle sert ve öyle içten vuruyordu ki, Danny’nin ne inlemelerini nede böğürmelerini duyuyordu. “Demek hala yaşadığını zannediyorsun öyle mi ? Sen yoksun artık, bunu öğren köpek” diye haykıra haykıra kırbaçlıyordu Danny’yi. Bir ara durdu, Danny’nin başını saçlarından tutarak kaldırdı, elindeki sigarayı Danny’nin yanağına yaklaştırdı ve az önce topuğuyla deldiği yeri dağlamaya başladı. Danny bu acıdan kaçmak için başını kaçırmaya çalışıyordu ama Pamela saçlarından öyle yakalamıştı ki Danny’yi, sigara tamamen sönene kadar tüm delik dağlanmıştı. Pamela sönen sigarayı yere fırlatarak, tekrar kırbaçlamaya başladı Danny’yi.
Acı, Danny’nin tüm vücudunda dolaşmaya başladığından, neresinin daha çok acıdığını anlayamıyordu. Az önce Pamela kafasını saçlarından öyle yakalamıştı ki, onun bu kadar güçlü olabileceği hiç aklına gelmemişti. “Dur, lütfen dur” demek istiyordu Pamela’ya ama diyemiyordu. Kırbaçların artık sırtını kanatmış olduğunu düşünüyor, bazen bayılacak gibi hissediyordu kendisini. Ne kadar sürdüğünü hatırlamayacak kadar uzun bir sürenin ardından, dizleri vücudunu taşıyamayacak kadar yorulunca elleri dizlerine bağlı halde vücudunun yanına doğru devrildi. O haldeyken, Pamela 3 – 4 kırbaç daha vurduktan sonra durdu. “Demek hayır ha” diye ortaya konuşur bir edayla söylendi. Sonra da “Hayırmış, hah ! Sen kim oluyorsun da bana hayır diyorsun orospu çocuğu” diye haykırdı. Biraz uzaklaştı Danny’den, duvarda asılı deri göz bandını aldı ve Danny’nin gözlerini sımsıkı bağladı. Bir köpek gibi ittirerek açık olan kafes kapısından içeri soktu ve asma kilidiyle kilitledi. Merdivenlerden çıkışını duydu Danny. Kapıyı dışarıdan kilitledi ve uzaklaştı.

hizmethizmet
03-10-2007, 18:52
:)
süperrr

kole_fino
03-10-2007, 19:09
harbiden etkileyici bir yorum..

bir solukta okunup bitiyor hemen :)

eline saglik

umarim uzun bir seri olur :)

tsk ler

lvlehlvlet
03-10-2007, 19:37
Süpersinnnn

Cyprusmat
03-10-2007, 19:41
Evet arkadaşlar, devam edecek ve hem de tahmin ettiğinizden uzun olacak. Aslında öylesine başlamış ve birkaç günde yazıp bitiririm diye düşünmüştüm ama mevzu hikaye olmaktan çıktı romana girmeye başladı. Gerçekten yazdıklarım bana hakim olmaya başladı. Ve yazdıkça yazasım geldi.
Kalın sağlıcakla. Devamı gelecek.
Mel

Cyprusmat
03-10-2007, 22:47
Odasına girdiğinde komodinin üzerindeki saate baktı. Saat 04’ü biraz geçiyordu. Üzerindekileri çıkarttı, banyoya gitti. Aynada uzun uzun kendisini seyretti. “Ben çok güzel bir kadınım” dedi kendi kendine. “Ama dünya güzel kadınlarla dolu, ben ise hem güzelim, hem de artık YARATAN’ım” diye düşündü. Duşun altına girdi ve uzun uzun akıttı suyu siyah saçlarından, müthiş vücudundan, ayaklarına. Bu dünyada başka bir varlık gibi görüyordu kendisini artık. Başkalarının tanımadığı, tanıyamayacağı bir kimliğe bürünmüştü. İnsanların onun bakışlarından, yapabileceklerinden, aklındakilerden korktuklarını görmek, içinde zevk çığlıklarına dönüşüyordu. Evet, korkmalıydılar ondan. Herkes ona büyük bir korkuyla itaat etmeliydi. Hiçbir isteğine, yönlendirmesine hayır denilmeyecekti. Duştan çıktı. Saçlarını iyice kurutmadan odaya geçti ve yatağın üzerine uzandı. Odaya sadece banyo kapısından sızan ışık giriyordu. “Biraz uyumalıyım” diye düşündü. “Yarın uzun bir gün olacak”.

Tüm vücudu terden ve gözyaşından sırılsıklam olmuştu. Az önce yanağı dağlanırken duyduğu yanık et kokusu genzine gelip gidiyordu. O kadar rahatsız bir pozisyondaydı ki kafesin içinde, ne kımıldayabiliyor ne de bir şey görüyordu. Öyle sıkmıştı ki göz bandını Pamela, bir yere sürterek dahi indiremiyordu. Vücudunun her yeri alev alev yanıyordu. Sırtı, gözleri, yanağı, dizleri, her tarafı ayrı bir acı veriyordu. “Bu gece gerçek mi acaba?” diye düşündü. “Yarın bu kabustan uyanacak mıyım, yoksa gerçekten Pamela’nın dediği gibi, kabusum devam mı edecek?”. Sonra, “yok canım daha neler, sabah Pamela gelip ‘seni nasıl korkuttum değil mi’ diyecek ve oyun sona erecek” demek geldi içinden ama, o yüz…o bakışlar…olmasaydı belki rahatlatabilirdi kendisini.
Hiçbir şeyden emin olamadı. Zaten bu karanlık ve bu zaman mefhumundan uzaklık, onu mantıklı düşünmekten de uzaklaştırıyordu. Ara ara uyuyup ara ara uyanarak kendini karanlığın içine bıraktı.
Saati 9’a kurmuştu. Hemen uyandı. Aşağı indi ve dolaptan kendisine bir sandviç yaptı. Kahvesi ve sigarası ile birlikte bir yarım saat geçirdi. Daha sonra şirketin CEO’su olan, 68 yaşındaki tonton Ernest amcayı arayarak Danny’nin çok hasta olduğunu ve birkaç gün işe gelemeyeceğini, Danny’nin toplantıyı onsuz da yapabileceklerini iletmesini istediğini söyledi. Ernest amcanın ısrarlı yardım taleplerini kibarca reddedip “merak etmeyin ben hallederim” diyerek telefonu kapattı. Sonra tekrar yukarı çıktı. Hızlı bir şekilde saçına güzel bir topuz yaptı. Gündüz için ağır sayılabilecek bir makyaj seçti. Her hattını gösterecek kıyafetler giydi. Aşağı indi. Vestiyerin üstünden arabanın anahtarlarını aldı ve evden çıktı.
Yoldan Cynthia’nın ofisini aradı. Saat 13’te Jackie’yi de alıp St. Julian’s a öğle yemeği için gelmelerini söyledi. Süpermarket zincirinin merkez ofisinin önüne park ederken, Steve, binanın 8. katındaki genel müdür odasının penceresinden onu seyrediyordu.
Steve, 45 yaşında, saçları kırlaşmış, uzun boylu ve olgun görünüşlü bir adamdı. Evliydi ve bir çocuğu vardı. Pamela 2,5 yıl onun yanında çalışmıştı. Asla yaş tahtaya basmayan, her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen biriydi. Pamela’ya bayılıyordu Steve. Pamela bunun farkındaydı. Bir akşam iş çıkışı Pamela’yı bir bara davet etmiş ve birkaç kadehten sonra, onu ne kadar beğendiğini ve eğer evli olmasa, şu an ona evlenme teklif edebileceğini söylemişti. Her sabah Pamela’yı görerek işe başlamasının ve onun etrafında olmasının çalışma şevkini artırdığını anlatıp bir ara elini Pamela’nın bacağına uzatmış, Pamela’da buna izin verince eli jartiyerine kadar gelmişti. Sonra da elini geri çekip özür dilemişti. Neden sonra, Danny ile Pamela yakınlaşmaya başladıklarında, içten içe Danny’den nefret etmiş, ama patronu olduğu için hiç ses çıkartamamıştı. Hele Danny onu tamamen aldıktan sonra, işteki performansı da düşmüş ve Danny ile sık sık tartışır hale gelmişlerdi.
Pamela, kendi yerine işe başlayan sekreterin yüzüne hafif sert bir ifade ile bakıp Steve’in odasına girdi. İkili kanepeye oturdu, bacak bacak üstüne attığında sıyrılan eteğini hiç umursamadan bir sigara yaktı. “Her şey hazır mı?” diye emredici bir tonda sordu ? Steve ona doğru bakmakta zorlanıyordu. Çünkü yapacakları şeyi, bir aydır planlamalarına rağmen, Pamela’nın nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu kavrayamıyordu. Hele buna bir de Pamela’nın harika görünüşü ve ona olan hayranlığı eklendiğinde, bakışları bir türlü konacak bir dal bulamıyordu. “Evet hazır” dedi, “peki olacak mı? yani Danny imzalayacak mı?” diye sordu. Pamela’nın yüzündeki sert ifade, Steve’in kanını donduracak bir sırıtmaya döndü. Dudaklarından “Elbette imzalayacak” diye bir hırıltı döküldü. Tekrar aynı sert ifadeyi takınıp, “başkan yardımcısı ile görüştün mü?” diye sordu. “Evet görüştüm” dedi Steve, “sadece belediyenin morguna geliyormuş kimliksiz ve evsizlere ait cesetler” diye ekledi. “Tamam o halde, neyi nerede arayacağını biliyorsun artık” dedi Pamela. Steve, içinde sevinmekle endişe etmek arası bir duyguyla, o bakmazken Pamela’dan tarafa bakıyor, onun sıyrılan eteğinin altından hafifçe görünen çorabının danteline odaklanıyordu sık sık. Her şey başlamıştı, artık endişe etmesi gereksizdi. Evet, istediği gün gelmişti ve Danny’ye duyduğu nefreti kusacak fırsatı eline geçirmişti. Hem de ne fırsat ! Pamela ayağa kalktı. Azarlar bir tonda “sakın bir şeyleri eksik bırakma aptallığı gösterme” dedikten sonra “yarın sabah saat 10’da bende olacaksın, göreceklerin var, hazırlıklı gel” diyerek kapıya yöneldi. Kapıyı açmadan son bir kez döndü, “beni çok istiyorsun değil mi” diye sordu. Steve hiç ses çıkartamadı. “Şanslı köpek seni” diyerek kapıyı açtı ve çıktı.

FETISHGIRL
04-10-2007, 00:31
Super To Be Continue Olmali;)

highwaystar
04-10-2007, 10:20
Olağanüstü.....harika.....Kalemine , ellerine sağlık ....:)

MistJade
04-10-2007, 13:10
Yeni başlayanlar için yol gösterici, tecrübelililer için fikir verici, son derece sürükleyici bir hikaye yazıyorsun. Demek ki keşfetmediğim bir de yazarlık yönün varmış, doğrusu bana da sürpriz oldu. İçinde kendimden birşeyler ve bazı kelimelerimi bulmak da, beklenmedik güzel bir hediyeydi, ilham vermek hoşuma gitti. Herkes gibi ben de cevherlerinin devamını bekliyorum. Aralarını fazla uzatma !!!

Cyprusmat
04-10-2007, 16:31
Yeni başlayanlar için yol gösterici, tecrübelililer için fikir verici, son derece sürükleyici bir hikaye yazıyorsun. Demek ki keşfetmediğim bir de yazarlık yönün varmış, doğrusu bana da sürpriz oldu. İçinde kendimden birşeyler ve bazı kelimelerimi bulmak da, beklenmedik güzel bir hediyeydi, ilham vermek hoşuma gitti. Herkes gibi ben de cevherlerinin devamını bekliyorum. Aralarını fazla uzatma !!!

Çok teşekkür ederim Sahibem. Sizin tarafınızdan bu denli övülmek...
Hayatımdaki her şeye değer. Saygılarımla.
Mel

Cyprusmat
04-10-2007, 16:35
Artık vücudunun ağrımayan ve tutulmayan bir noktası kalmamıştı. Geçirdiği tüm zaman, yaklaşık yarım saatlik uykular, şiddetli acılar, Pamela’nın hem eski hem de yeni halini hatırlamalarla geçmişti. Ne kadar zamandır bu haldeydi acaba? Ona çok uzun gelmişti. 10 saat mi? 12 mi? Bir ara ağladığını da hatırlıyordu. Evet kesinlikle, hüngür hüngür, hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Ama yoksa o dün gecemiydi ? Kendi kendine “ne fark eder ki” diyerek düşünmekten vazgeçti. Neredeydi acaba Pamela? Evde miydi, yoksa çıkmış mıydı ? Bir ara, bir araba sesi duyar gibi olmuştu. Eve birisi mi gelmişti yoksa Pamela mı gitmişti ? Evin içindeki sesler, özellikle de kapısı kilitliyken kesinlikle mahzene ulaşmıyordu. Mahzenin bir penceresi vardı ama şarap fıçıları etkilenmesin diye tuğlayla ördürerek kapattırmıştı.
Birden bire içini inanılmaz bir korku doldurdu. Deminden beri düşünmediği bir şey ruhuna bir tokat gibi çarptı. Evet, çok uzun bir zaman geçmişti ve beklediği şey gerçekleşmemiş, bunun artık bir oyun, yada Pamela’nın korkutması olmadığı anlaşılmıştı. Ne olacaktı peki ? Gerçekten de yok mu olacaktı. Ama ölmeyeceğini biliyordu. Çünkü Pamela’nın sözlerini hatırlamaya çalıştı… “sen başka bir şey olacaksın ama asla bir daha Donald Sinclair olmayacaksın”… “ama tabii ki kişiliğini gömeceğim. Tabii ki yaşayacaksın. Ama her zaman benim istediğim şekilde, benim istediğim kadar yaşayacaksın”…Demek ki yaşayacaktı. İçini bir anlığına da olsa dolaşan sevinci, çok kısa bir süre sonra saçma buldu. “Şu teselli bulduğum şeye de bak, yaşayacakmışım…ve yaşayacağım düşüncesiyle kendimi teselli ediyorum” diye düşündü. Sonra bu düşünce de yavaş yavaş saçma geldi. Kırbaçlanmış, yanağı dağlanmış, elleri bacakları bağlı bir maymun gibi, bir kafesin içinde saatlerdir duruşuna ne kadar anlam verebileceğini sorguladı. Ve belki de “yaşayacağım, yaşasın !” düşüncesi daha iyimserdir diye düşündü. İşte tam o anda tekrar Pamela’nın onu acımasızca kırbaçlarkenki bakışları geldi gözünün önüne. Ölümden daha beter bir duygu sardı her yanını. Onca ağrı ve acısına rağmen tekrar uykunun ağırlığı çöktü üstüne, ve uyuyakaldı.

Kapıyı arkasında açık bırakıp sekreterin suratına bile bakmadan asansörlere doğru ilerlerken, “aslında hepiniz köpeksiniz, hepiniz aşağılık köpeklersiniz” diye geçirdi içinden.
St Julian’s a vardığında Cynthia ile Jackie’yi birer martini içerken buldu.

Cynthia çok başarılı olmasa da, fena sayılmayacak kariyeri olan bir avukattı. Chicago’da bulabileceği en iyi işi bulduğunun farkında, tembel, hayatı ve partileri seven, 37 yaşında, güçlü olduğunu zanneden ama güçlü olmanın tam olarak ne manaya geldiğini bilmeyen, ancak hakkını teslim etmek gerekirse de, FS (Female Supremacy) konusunda oldukça fazla şey bilen bir kadındı. Bir kere evlenmiş ve boşandığında, boşanma gerekçesi, 9 sene önce, Chicago hukuk kayıtlarına ilk kez geçen boşanma olmuştu. Gerekçe : AİLE İÇİ ŞİDDET (KADIN TARAFINDAN) !
Pamela, Cynthia ile 2 ay önce şirketin verdiği bir resepsiyonda tanışmıştı. Onun heybetli görünen vücudunu uzaktan seyrederken, yanına yaklaşıp sırnaşan, oldukça alkollü bir adamın suratına hiç tereddütsüz elindeki şampanyayı boca ettiğini görmüştü. Sonra da diğer arkadaşlarının yanına gidip gecesine kahkahalarla devam etmişti. Böyle resepsiyonlarda Danny, Pamela’yı hep yalnız bırakır ve kendi salak arkadaşlarıyla geyik yapardı. Muhtemelen konuştukları konular, partinin yada resepsiyonun kadınları üzerinde dolaşır dururdu. Danny asla ve asla görmesi gerektiğini göremezdi.
Bir başka içki almak için bankete geldiğinde, Pamela kolundan tutarak bir kenara çekmişti Cynthia’yı. Kolunu tutan elden kurtulmak ister gibi bir hareket yapmıştı Cynthia. Ama kurtaramamıştı. “Kimsin sen” diye sorduğunda, “ben bu resepsiyonu veren şirketin Sahibesiyim” demişti Pamela. Cynthia’nın yüzü bir anda anlamsızlaşarak, ağzından “Sahibesi?” soru kelimesi dökülüvermişti. “Bu şirket bildiğim kadarıyla Sinclair ailesine ait ve gene bildiğim kadarıyla anne ve babasının vefatından sonra her şey Donald’ın” demişti. Pamela, hemen banketteki garsona bir kalem ve kağıt vermesini söyleyerek, kağıda “Şimdilik öyle… yarın beni arayacaksın…xxx xxx xxx xxx” yazmış ve kağıdı Cynthia’nın eline tutuşturarak arkasını dönüp gitmişti.
Jackie ise Cynthia’nın tam tersiydi. Chicago Üniversitesi marketing bölümü mezunu bir dahiydi. Ama hayatının özel bölümüne asla yön verememiş, 33 yaşında, medeni görünen ama hayvana benzeyen – hangisi benzemiyor ki – şirketin fitness center’ını çalıştıran adamla evli bir kadındı. Pamela Jackie’yi 1 yıldır tanıyordu. Danny’nin süpermarketler zincirinin satın alması tamamen Jackie’den sorulurdu. İki ay öncesine kadar, bu şirketin tüm göstergeleri her ay tavan yaparken, iki aydır durgun bir hale gelmişti. Steve, Pamela’ya çok yalvarmıştı Jackie ile oynamaması için ama Pamela hep “sen kendi işine bak, başka şeylere odaklan, çünkü beni endişelendiriyorsun bu salak tedirginliklerinle” diye terslemişti onu. Pamela, bu hem güzel, hem akıllı kadına yavaşça yaklaşmış, onu avucunun içine almıştı. Jackie’nin aklı, Pamela ile tanıştığından beri başından çıkmış, başka başka dünyalara yol almıştı bile.

“Hanımlar” diyerek oturdu masaya Pamela. Hemen yanına yaklaşan garsona “biraz huzur ver” diyerek geri yolladı. İki kadın da gözlerini, kendilerine dün akşam o mesajı yollayan kadından alamadan bakıyorlardı. Ona bakışlarındaki gerçek hayranlık elle tutulur haldeydi. Mesajı bir daha dudaklarıyla tekrar etti Pamela. “Başladım”.

Cyprusmat
04-10-2007, 16:41
“Sakın ha aklınızdan bir aydır konuştuklarımızdan başka bir şey geçmesin” diye söze başladı. “Eğer benim arkamdan gelmezseniz, hayatlarınızı cehenneme çeviririm haberiniz olsun” diye de ekledi. Cynthia koskocaman bir kahkaha patlatıp, “sen delirmişsin, ben son bir ayımı bundan başka bir şey düşünmeden geçirdim” diyerek Pamela’nın gergin yüzünü yumuşattı. Pamela gayri ihtiyari Jackie’ye doğru döndü. Bakışlarını kendisinden kaçırmaya çalıştığı aşikardı. Elini uzattı ve Jackie’nin kolunu, dirseğinin aşağısından tuttu. Jackie hala ona bakmıyordu. Pamela’nın eli hala Jackie’nin kolunu dirseğinin altından tutuyordu. Biraz daha sabretti ama hiçbir tepki alamadığını gördüğünde uzun tırnaklarını Jackie’nin koluna doğru batırmaya başladı. Jackie kolunu çeker gibi yaptığında, Pamela tırnaklarını sonuna kadar Jackie’nin tenine itti. Jackie aptalca bir bakışla kolunu kurtardı. O kadar canı yanmıştı ki… Ama…
“Salak” diye başladı Pamela… “Sen o kocan olacak küçük sikli aptala mı adadın hayatını?”. “Üç yıldır çalıştığım şirketin fitness salonuna bir gün bile gitmedim. Ama seni tanıdıktan sonra gittiğim ilk gün, kocanı soyunma odasının tuvaletine kapatıp onunla seviştim ben !” diyerek ve sesine hakim olmaya çalışan bir tonda devam etti… “Ne zevk vermesini bilen, ne zevk almasını bilen, salak, aptal, küçük sikli, aşağılık bir adamla evlisin… yazık sana!!!”.
Ayağa kalktı ve çantasından yüz dolarlık bir banknot çıkartıp masaya fırlattı. Geriye bakmadan, hızlı adımlarla restorandan dışarı çıktı.
Arabasına bindi ve hızla şehrin aptal yüzünden uzaklaşmaya çalıştı. “ŞEHİR…Ne kadar aptal, salak, işe yaramaz, kendinden habersiz, dünyadan habersiz, gereksiz insan yığınlarıyla dolu bir yer” diye düşündü. Onun bakış açısından,, kimse hayatın gerçek yüzünü okuyamıyordu…Gerçekliğin aslında ne kadar yalın ve ne kadar basit olduğunu kimse algılayamıyorlardı…O’nun için hayatta tek bir şey vardı…”HERKESİN YAZDIĞINI OKUMAMAK !!!”, “KENDİ YAZDIĞINI YAŞAMAK !!!”

İşte gene bir araba sesi duymuştu. Bunca saat geçen sessizliğin ve karanlığın içinde, en ufak bir ses bile önemli olmaya başlamıştı. Evet, geçen sefer dikkat etmediği şekilde, bu sefer, eve gelen bir arabaydı. Çünkü sesi uzaktan gelmiş…yakınlaşmış… ve motoru susmuştu. Bunu şimdi, şu anda, bir ilkokul öğrencisi gibi algıladığını düşünüp, bundan sonra bu tarz basit şeylere böyle odaklanarak, hayatında nelerin döndüğünü anlayabilmesinin tek yolunun bu olduğunun farkına varmıştı.

Eve döndüğünde saat 16’yı biraz geçiyordu. Anahtarları vestiyerin üzerine fırlatıp, yukarıya çıktı. Kendisini yatağının üzerine sırtüstü attı. Tavandaki asimetrik şekillerden bir figür daha yaratmaya çalıştı. Ama her zaman yarattıklarından farklı bir şey çıkartamadı. İşte orada bakıyorlardı gene kendisine…Hayalinde yarattığı, ama eğer görebilecek gözler varsa, hepsinin görebileceği, başları önlerine eğilmiş SALAK erkekler.
Ahhhhh, evet aşağıda, bunların en önemlisi duruyordu. Chicago’nun ünlü ailelerinden bir tanesinin, kanun yoluyla kendisine bağlandığı TEK varisi.
Kimsesi yoktu Danny’nin. Aslında Danny, kimsesi olmayan, ama sadece ve sadece “PARA”sı ile var olabilen zavallı bir erkekti. Hayatında hiçbir şeyi iki kere düşünmemiş, steril hayatını bir gün bile başka amaçlar uğruna sorgulamamış, geldiği gibi gidecek, “açılmadan ilk adresine teslim” dönecek bir zavallıydı. İki gün önce bir davet olsa, orada kasım kasım kasılır, ortalıklarda imparatorluğunun sahibi gibi dolaşırdı. YA ŞİMDİ ???

Pamela, aşağıda zavallı kocasının, şu anda kendisi hakkında neler düşündüğünü çok iyi biliyordu. Çünkü zavallı kocası çok sığ ve çok sıradan düşünen, ama başkalarının ona biçtiği “yalaka” kumaşla ele alındığında çok özel bir “seçkin”di.
Pamela, Danny ile evlendiğinde, hayatı boyunca istediği gibi yaşayacağını, istediği her şeyin yerine getirileceğini ve prenseslere yakışan bir hayat süreceğini çok iyi biliyordu. Ama bunların hiçbirinin onu kesmeyeceğini anladığı noktaya gelmesine de Danny sebep olmuştu.
Zavallı Danny…Amerikalı aklınla, keşke Londra’lı bir kızın geçmişine o kazmayı vurmasaydın ! O’nun çooook altta kalmış dürtülerini uyandırmasaydın !
Pamela geçen gece, o sözler ağzından dökülürken, bir an kendisini kötü hissetmişti…
“Cuma akşamına kadar şirketlerin hepsinin devrini üzerime alacağım. Gerekli tüm detayları ben hazırladım. Kağıtlar ve noter buraya gelecek ve sen hepsini imzalayacaksın. Anladın mı?”… Pamela, zaten Danny’nin bunları duyduğunda, aklından ilk geçireceği şeyleri biliyordu. Ama hiç önemi yoktu ve Danny gerçekten de yanılıyordu. Pamela için paranın – bildiğimiz manasıyla paranın – hiçbir önemi yoktu. Olsaydı… zaten yaşadığı ve yaşayabileceği her şey elinin altındaydı.
Ama Pamela, artık gerçek GÜÇ’ü kontrol etmek istediğinin farkına varmıştı. Gerçek GÜÇ'ü elinde tutmak istediğini ve ona sahip olmakla, etrafındakileri kendi elleriyle şekillendirebileceğini, onlarla oynayabileceğini ve onları avucunun içinde görebileceğini çok iyi biliyordu.
KİMSE YANILMASINDI !!!

Cyprusmat
04-10-2007, 16:45
Aşağıya indi. Mutfağa baktı. Hala dünden kalan tabaklar ve artıklar masanı üzerindeydi. Yiyecek bir şeyler arandı. Her şey çok saçma göründü gözüne. Bir pizzacıyı aradı ve sipariş verdi. Eski günlerdeki gibi canı pizza istemişti. Şehrin oldukça dışında oturduğu için “45 dakika sürer” demişlerdi.
O kapıya baktı, ona doğru yürüdü ama sonra salona döndü. Oturdu ve bir sigara yaktı.
Az sonra cep telefonu çaldı.
Arayan Jackie idi.
Öğlenki konuşmadan beri kendisini çok kötü hissettiğini söyleyerek tekrar buluşmak ve yalnız olarak konuşmak istediğini söyledi. Pamela ise, eve henüz girdiğini, hiçbir yere çıkacak durumda olmadığını, eğer gerçekten de konuşmak istiyorsa ona gelmesi gerektiğini söyledi.
Cevap, Pamela’nın tam da tahmin ettiği gibiydi…”Saat 18’de sendeyim”.
Kalktı ve biraz önce yürüdüğü kapıya doğru tekrar yürüdü. Boynundaki anahtarlardan orayı açanını bularak eğildi ve kapıyı açtı. İçeriye bir adım attı ve aşağıya karanlığa doğru baktı.
Evet, karanlığın kokusu değişiyordu. Hiçbir ses duymamasına rağmen, her şey yolunda görünüyordu. Burnuna yanlış yada tuhaf bir koku gelmemişti. Kapıyı, bu sefer kilitlemeden kapattı.

Bir motor sesi kulağına geldiğinde, kısa ve yaklaşık yarım saatlik uykularından birinden henüz uyanmıştı. Az önce kapı aralanmış ve içeri biraz ışık girmiş miydi? Ne zaman olmuştu bu? Hatta bu motor sesi şimdi miydi? Algılama güçlüğü çekiyordu artık. Tüm yaşanan ve normal duyu organlarıyla algılanan şeylerin gerçekliğinden bile şüphe duymaya başlamıştı.
Ama evet, hemen şimdi çalışan ve uzaklaşan bir motor sesi daha duydu.
Evde Pamela’dan başka kimse olmayacağını düşündüğünden…
Acıktığını o da hissetti.
Danny hayatında hiç acıktığını düşündüğü anın uzadığını görmemişti. Bunun ne demek olduğunu bilmiyordu.

Kapı çalındığında, Pamela, açtığı şarap şişesinin yarısını bulmuş ve Pizza’nın yarısından fazlasını yemişti. Ayağa kalktı, kapıya doğru ilerledi ve kapıyı açtı. Öğlenki zavallı kıyafetiyle Jackie karşısında duruyordu. Pamela başıyla içeriyi gösteren bir hareket yaptı ve Jackie içeriye girdi. Üçlü koltuğa oturdu.
“Ne istiyorsun” diye sertçe sordu Pamela. Ayakta duruyor ve Jackie’ye yukarıdan bakıyordu. “Çok misafirperversin, teşekkürler” diye karşılık verdi Jackie. Pamela’nın yüzündeki sert ve sıkkın ifade, yerini hemen karşısındakini aşağılayacak bir hale büründü. “Ne o? Duydukların hoşuna gitmedi mi? Kıskandın mı? Evet kocanı bir tuvalete kapattım, önümde diz çöktürdüm ve yalattım kendimi. Aynen o ilk gün senin olduğun yerde duruyordu”. Sesi gene o hırlamaya dönüşmüştü. Konuşurken Jackie’nin yanına yaklaşmış ve yüzüne doğru eğilmişti. Bir elini onun uzun sarı saçlarına okşar gibi değdirirken, bakışlarındaki aşağılamaya iğrenç bir sırıtma ekleyerek “ama merak etme, o işi sen daha güzel yapıyorsun” dedi. Şimdi, saçlarını okşadığı eli biraz daha sert hareketlerle başının etrafında dolaşıyordu. Yüzüne doğru eğildiği yerden doğrulmuş, Jackie’nin yanında ayakta duruyordu. Saçlarının bir tutamını eline doluyor, biraz çekiyor ama sonra bırakıyordu. Son bir kez sıkı sıkı doladı ve hafif sertçe Jackie’nin güzel yüzünü kasıklarına yapıştırdı. Üzerinde eteği vardı ama, Jackie onun kokusunu duymuştu bile. Birden bire hüngür hüngür ağlamaya başladı Jackie. Pamela’nın bacaklarına sarılmış, yüzü kasıklarında sarsıla sarsıla ağlıyordu. Pamela, saçlarına doladığı elini biraz daha sertçe çekmeye başlamıştı. “Ağla bebeğim, ağla” dedi. “Eğer ağlamasını bilmezsen, ağlatmasını hiç bilemezsin”
Bir elini onun saçlarından çekmeden, diğer eliyle eteğinin fermuarını indirdi ve ayakkabılarının üzerine düşürdü. “Özledin mi onu küçüğüm” diye sordu. Jackie ıslak suratını Pamela’nın kasıklarına daha da bastırarak derin derin kokladı. “Özür dilerim” diye fısıldadı ve ekledi, “seni seviyorum”.

Cyprusmat
04-10-2007, 21:52
Pamela, Jackie’den ilk defa duyduğu bu lafı aklının bir köşesine yazdı. Aslında biliyordu daha ilk günden itibaren Jackie’nin ona olan duygularını. Ama işte bugün kendi ağzıyla söylemişti Jackie. Hem de ağlaya ağlaya. “Bir daha sakın…” diye yavaş yavaş başladı, bir annenin kızına tembih edişi gibi, “sakın ama sakın… bana bugün restoranda davrandığın gibi davranma e mi?” diye bitirdi. Jackie, bir yanağı Pamela’nin göbeğinde, camda yansıyan görüntülerine bakıyordu. Tekrardan “seni seviyorum” diye fısıldadı. Pamela bu kez Jackie’nin başını her iki eliyle tutarak yüzünü göbeğinden tarafa döndürdü ve yavaşça aşağıya bastırdı. Şimdi Jackie’nin ıslak suratı külotuna değiyordu. Derin derin nefes alışını duyuyor, nefesinin sıcaklığının yavaş yavaş külotuna yayıldığını hissediyordu.
Pamela duvardaki saate baktı. Saat 9 olmuştu. Salonun ortasında çırılçıplaktılar. Halının üzerinde, yüz yüze dönük birbirlerinin saçlarıyla oynuyorlardı. “Nerede o köpek?” diye sordu Jackie. Pamela hiçbir şey söylemeden eliyle yattıkları yerden görünen mahzen kapısını işaret etti. Jackie’de Danny’den hoşlanmıyordu. Çünkü Jackie, genel müdürü Steve’i bir baba gibi sever ve sayardı. Son zamanlarda Steve’i deli ettiğini gördüğünde Danny’den nefret etmeye başlamıştı. Pamela’nın teklifini ise hayatının fırsatı olarak görmüş ancak bundan da önemlisi Pamela’yla çok daha fazla zaman geçireceğini bildiği için kabul etmişti.
Ayağa kalktı. Mahzenin kapısını açtı. Aşağısı çok karanlık görünüyordu. Bir an tereddüt ettiğini görünce, Pamela ayağa kalktı. Yanına geldi. Önüne geçip içerideki ışığı yaktı ve merdivenlerden inmeye başladı. Jackie de onu takip etti. Zindan köşesine geldiklerinde, Jackie gördüklerine inanamıyordu. Evet, Pamela tam anlattığı gibi bir şey yapmıştı. Aslında Pamela bunları yapacağını söylemişti ama Jackie hiç inanmamıştı. Ayrıca inanmış olsaydı bile, bu kadar çarpıcı bir görüntü ile karşılaşacağını hiç ama hiç düşünemezdi. İşte orada, bir kafesin içinde, elleri, ayakları, ağzı, gözleri, her yeri bağlı bir yaratık duruyordu. Patronu ! Suratına tuhaf bir gülümseme yerleşti. Eski Patronu ! Evet, çünkü her şey başlamıştı ve Pamela her şeyi sonuna kadar götürecekti. Yeni patronuysa şu an yanında, her şeyin mimarı olarak ve çırılçıplak duruyordu. Hiç konuşmuyorlardı. O tuhaf gülümsemeyle Pamela’dan tarafa döndü ve onunla öpüşmeye başladı.
Danny kapının açıldığını duyduğundan beri inliyor, birisinin yanına yaklaştığını hissediyor ve Pamela olduğundan emin bir şekilde bir şey söylemesini bekliyordu. Öpüşmeyi kısa kesti Pamela. Kafesin önüne geldi ve durdu. O an fark etti Danny’nin kafesin içine işediğini. “İşedin demek ? Güzeeeel, şimdi daha da bir köpeğin kafesine benzemiş” dedi. Bacaklarını açarak kafesin üzerine çıktı ve zevk alır sesler çıkartarak, uzun uzun Danny’nin üzerine işemeye başladı. İşerken vücudunu ileri geri hareket ettiriyor, böylece Danny’nin her tarafını sulamaya gayret ediyordu. Yüzü duvara dönüktü. Bir ara dönerek Jackie’nin suratına baktı. Jackie şaşkınlığını gizlemeye çalışıyordu. Çünkü bundan sonra, buna benzer bir çok şeyin yaşanacağından emindi.
Ama Pamela’nın yüzündeki o çılgın ifadeyi de çok beğenmişti.
Danny baştan aşağı sırılsıklam olmuştu. Pamela son damlalarını da akıttıktan sonra “ ohhh benimki bitti köpeğim. Ama sana bir sürprizim var” diyerek gülmeye başladı. Danny neler olduğunu anlamamıştı. “Misafir mi?” diye düşündü, “nasıl yani, kim olabilir ki” düşünceleri arasında yeniden ıslanmaya başladı. Pamela Jackie’nin elinden tutmuş, kafesin üstüne doğru çekmişti. Jackie, Pamela’nın yaptığı hareketleri taklit ederek kafesin üstüne çıkmış ve o da uzun uzun işemeye başlamıştı. Pamela Jackie’nin yanında duruyor ve elini tutuyordu. Jackie de aynı Pamela gibi vücudunu ileri geri oynatarak suluyordu Danny’yi. Pamela “aferin bebeğim, çabuk öğreniyorsun” diyerek Jackie işerken dudaklarını onun dudaklarına yapıştırıp uzunca öptü.
Jackie de indi kafesin üzerinden. Pamela “İşte hayatım, şimdilik bir köpek olarak yaşayacak olan Donald Sinclair” diye eliyle kafesi işaret etti. “Eğer istediklerimi yapmazsa hep burada böyle yaşayacak”. “Ama eğer dediklerimi kabul ederse, gene belki asla Donald Sinclair olamayacak ama, en azından kendisine yeni bir kimlik vereceğim”. “Bir köpek kimliğindense, bir insan kimliği iyidir değil mi ?” “Ama tabii kendisi bilir” diyerek bir kahkaha patlattı. “Harikasın Pamela” dedi Jackie. “Sen inanılmaz bir kadınsın, her şeyi hak ediyorsun ve alacaksın eminim”
“Alacağız bebeğim” diye düzeltti Pamela. Danny bu diğer sesi iyi tanıyordu ama şu anda çıkartması mümkün değildi. Yaşadığı şoklar onun bir şeye uzun uzun odaklanarak hatırlamasına engel oluyordu. Jackie “ne kadar zamandır burada böyle?” diye sordu. Pamela “dün gece saat 11’den beri” dedi. “Eh işemesi çok doğal o zaman” dedi Jackie ve gülüştüler. Tam o anda, Pamela Danny’nin dün geceden beri bir şey yemediğini de hatırladı. “Ahhhh, bu köpek dün geceden beri bir şey yemedi. Ama gerçekten ölmesini de istemeyiz değil mi?” diyerek Jackie’ye doğru göz kırptı. “Böyle bir köpek hiç ölüme bırakılır mı ayol, ne gaddarsın” diyerek güldü Jackie. Pamela başını kafese doğru uzatarak, şımarık bir sesle “acıktın mı sen bakayım köpecik?” diye sordu. Danny kafasıyla onaylama işareti yaptı. “Ahhhhh acıkmıııış kıyamam” diyerek, kahkahalar içinde merdivenlere doğru gitti. Yukarı çıktı, mama tasını çıkardi. Bunu henüz daha hiç kullanmamıştı. İşte ilk yemeğini yiyecekti köpecik. İçine buzdolabından portakal suyu döktü. İçeride, salondaki masanın üzerinde kendisinden artan pizzayı parçalara ayırıp tasın içine attı. Bir kaşık ile hepsini ezdi. Harika görünüyordu bir köpek için. Elinde tasla aşağı indi. Bu sırada Jackie, alışmaya çalışan gözlerle Danny’yi, kafesi, ve etrafı seyrediyordu. İçini ürperten ama bir taraftan da kıpır kıpır eden bir zevkle bakıyordu.
Pamela geldi ve tası elinden yere bıraktı. “Nefis görünüyor değil mi?” diye sordu Jackie’ye. “Tam onun ağzına layık” diye cevap verdi Jackie.

MistressSteelBarbie
05-10-2007, 00:13
İşte budur! Çok yönlü ve pek çok level için faydalı bir hikaye. Gerçekten akıcı ve bir o kadar da beyin hücrelerini uyaran cinsten.

Mel aferin sana! Ama asıl tebrik, seni eğitimi ile lutuflandıran Saygıdeğer Efendin Mist Jade hanımın hakkıdır.

Sağlıcakla.

Cyprusmat
05-10-2007, 15:18
Saygıdeğer Mistress Steel Barbie, öncelikle beğendiğinize çok sevindiğimi bildirmek ve buraya yazarak beni onurlandırmanızdan dolayı da sonsuz teşekkürlerimi sunmak isterim. Elbette hayatımda yaşadığım her şey için ve yaşamamın manasını sadece kendisine bağladığı için asıl tebrik edilmesi gereken kişi, sonsuza kadar kölesi olacağım Sahibem MistJade'dir.
Saygılarımla
Mel

Cyprusmat
05-10-2007, 15:19
“Bu köpeğin henüz ne kadar evcilleştiğini bilemiyorum” dedi Pamela ve “getir dizlerini demirlerin yanına” diye bağırdı Danny’ye. Danny denileni yaptı. Dizlerindeki kemerciklerin yanlarındaki ekstra halkaları kafesin demirlerine asma kilitlerle sabitledi. “Şimdi ben kafesin kapısını açarken sen de şu duvardaki kelepçeyi al” dedi Jackie’ye. Döndü ve kafesin kapısını açtı. Kenardan uzanarak Danny’nin ellerini dizlerinden ayırdı. Sonra arkasına getirerek çapraz yapıp “Hadi bakalım tak şu köpeğin kelepçelerini” dedi Jackie’ye. Jackie açık olan kelepçeleri Danny’nin arkasındaki bileklerine geçirdi ve her ikisini de kapattı. Kelepçelerin kapanırken çıkardığı “şak, şak” sesleri çok hoşuna gitmişti. Pamela Jackie’nin kelepçeleri takışını seyrettikten sonra döndü ve Danny’nin kafese bağlı diz kemerlerini çözdü. “Çık dışarı şimdi köpek” diye bağırdı. Danny hareket etmeye çalışıyor ancak her yeri tutulmuş olduğu için çok yavaş hareket ediyordu. “Hadi aptal, bütün gece burada seni mi bekleyeceğiz” diye tekrardan bağırarak, eline aldığı demir bir çubukla kafesin arkasından Danny’nin kalçalarına kalçalarına ittirmeye başladı. Danny biraz hareketlendi ve kafası kafesin hemen dışına gelmişti ki, Jackie “çık işte köpek” diye bağırıp hırsla tasmasından tutup çekiverdi dışarı. O çekişin etkisiyle ileri hareketlenen Danny ellerini kullanamadığı için yüzü üstüne yere kapaklandı. Pamela hayretle ama güzel bir gülümsemeyle Jackie’ye baktı. Jackie şimdi daha iyi görüyordu Danny’nin harita haline gelmiş sırtını. Parmak kalınlığında kabarmıştı sırtının her yeri. Kıpkırmızı uzun çizgiler halinde, kimi yerleri kanamaya yüz tutmuş onlarca kırbaç iziyle doluydu. Tüm vücudu sidiklerinden sırılsıklam olmuş ve yavaş yavaş kokmaya başlamıştı. “Nefis bir çalışma olmuş hayatım, seni tebrik ederim” dedi Pamela’ya. Danny bu arada yerde yatmanın hayatında ilk defa zevkini çıkarıyor, bacaklarını geriyor, sırtını düz hale getirip tutulan yerlerini rahat ettirmeye çalışıyordu. Pamela yerde yatan Danny’nin başına geldi ve “Şimdi beni iyi dinle” dedi. Pamela‘nın ona karşı kullandığı hemen hemen bütün cümleleri böyle başladığından artık iyi dinlemesi gerektiğini anlamıştı. “Şimdi ağız topunu çıkartacağım. Onu sadece yemek ye diye çıkartıyorum. Senden, yemek yemen haricinde tek bir ses duymayacağım, anladın mı?” dedi. “Ne bir yorum, ne bir soru ve ne de dün gece konuştuklarımız hakkında tek bir şey duymayacağım”. “Yoksa gerisini sen bilirsin”. Eğildi ve Danny’nin ensesinde bağlanmış ağız topunu çıkardı. Danny uzunca bir süre ağzını kapatamadı. Çenelerini birbirine yakınlaştırmaya çalışıyor ama inanılmaz bir şekilde ağrıyorlardı. Yaklaşık 24 saattir o haldeydi ve her iki çenesinin de birbirine kavuşması yaklaşık 3 – 4 dakika aldı. Bu arada Pamela ve Jackie onun bu acınacak haline bakıp gülüyorlardı. Danny gözleri hala kapalı bir halde ve elleri arkasından kelepçeli, dizlerinin üstünde verilecek yemeği bekliyordu. “Eğil biraz” diye bağırdı Pamela. Danny şimdi eğilmiş yüzü yere 30 santim mesafedeydi. Az kenardaki mama tasını ayağıyla tam yüzünün altına itti Pamela ve ayağını kaldırarak Danny’nin kafasının üstüne koyup, yüzünü hızla tasa bastırdı. Bulamaç halindeki yemek, bir an refleks halinde kafasını kaldırıp doğrulan Danny’nin yüzüne bulaşmıştı. Her ikisi de onun bu salak haline bakıp kahkahalara boğuldular. Ardından Pamela “yesene köpek !” diye haykırdı. Danny tekrar eğilip tası buldu ve yemeğe başladı. İğrenç bişeydi. Yemek denemezdi tabii. Ama gerçekten de karnı çok açtı. Ayrıca bu ne diye de soramazdı çünkü eğer ses çıkarırsa başına gelecekleri biliyordu. Gerçi ses çıkarsa da çıkarmasa da, yani her halükarda başına çok kötü şeylerin geleceğini henüz fark edemiyordu. Danny, önündeki tasın içinde ne olduğunu bilmiyordu ama aç olduğundan hepsini yedi. Pamela “aferin sana köpeğim” dedi. “Bundan sonra ben ne getirirsem onu yiyeceksin. Ama her zaman da bu kadar güzel bir menü bekleme, olur mu” diye ekledi. Danny bir şey, sadece bir şey söylemek istiyordu ama deminki konuşmanın etkisinden dolayı söyleyemiyordu. Ama bunu da söylemek zorundaydı ve sonunda ağzından fısıltı halinde “su” kelimesi çıktı. “Ne dedin sen” diye haykırdı Pamela. “Su, lütfen, sadece su Pam” diyebildi Danny. O anda Pamela öyle bir haykırdı ki, hem Jackie yerinden sıçradı, hem de sesi mahzenin her tarafında yankılandı…”Pam mi ? Pam de kim hayvan !!! Pamela yok artık senin hayatında!!! Sadece sahiplerin ve sahibelerin var !!! Geri zekalı köpeeeeeek” Hışımla duvara uzandı, ince cane sopayı aldı ve kendisini kaybetmişçesine, Danny’nin neresine geldiğine aldırmadan vurmaya başladı. Öyle hızlı ve öyle hırsla vuruyordu ki, eski yaralarının bazıları kanamaya ve kanı sopaya bulaşarak duvarlara sıçramaya başlamıştı. Danny’nin önce bağırmaları, sonra haykırışları Pamela’yı daha da tahrik ediyor ve daha da hızlanmasına sebep oluyordu. Önce biraz rahatsız olan Jackie, daha sonra hayatında hiç duymadığı bu seslerden hoşlanmaya başlamıştı. Sevdiği ve hayran olduğu kadını, sanki bir sanat icra ediyormuşçasına seyretti. Neden sonra kalkarak yumuşak bir hareketle Pamela’nın elinden tuttu ve “tamam hayatım, demin demiştin ya, ölmesini istemeyiz değil mi” diyerek durdurdu. Pamela bir an durdu, derin bir nefes aldı. Elindeki sopayı yere fırlatarak merdivenlere doğru yürüdü. “Kitle şu köpeği kafesine” diyerek yukarı çıktı. Danny inliyordu ama ağlamış mıydı yoksa yüzündeki ıslaklık sidik miydi anlayamadı Jackie. Tasmasından çekerek “yürü hadi kafesine köpek” dedi. Danny sürünerek Jackie’nin tasmasını çektiği tarafa doğru gitmeye çabaladı. Kafesin önüne geldi ve başını sokmuştu ki, Jackie ayağıyla kıçından hızla ittirdi. Kapısındaki asma kilidi taktı ve gene hoşuna giden o “şak” sesiyle kilitledi. Kafesin yanına diz çöktü ve fısıltı halinde “artık isimleri unutsan iyi olur köpek” dedi. Eliyle kafasını okşayacaktı ki, saçlarının sidikten sırılsıklam olduklarını görüp vazgeçti. “Hey gidi Mr. Sinclair” diye düşündü içinden. “Yakışıklı, zengin, klas sosyete Mr. Sinclair… Şu geldiğin hale bak… Bu dünyada bunu başarabilecek tek kadın vardı sen de gittin onu buldun… Pamela… Artık ne mutlu ki onu benden alamayacaksın. İşte dünyadaki o tek kadının yanındayım artık”.
Ayağa kalktı, yerde devrilmiş duran mama tasını aldı ve o da merdivenlere doğru yürüdü. Arkasından “lütfen” diye bir ses duydu. “Ne var” diye başını çevirdi. Danny sesindeki ürkekliği saklayamayarak “lütfen sahibeme ondan çok ama çok özür dilediğimi söyler misiniz” dedi. Jackie’nin yüzüne bir gülümseme yayıldı. “Söylerim köpek, merak etme” dedi. Yukarı çıktı, mama tasına su doldurdu. Pamela salonda sinir içinde sigara içiyordu. Ona “kafesin anahtarını verir misin hayatım” dedi. Pamela boynundan tüm kolyeyi çıkardı ve sehpanın üzerine attı. “Küçük olan” dedi. Jackie anahtarı aldı aşağı indi. Kafesin kapısını açtı, içi su dolu tası kafesin içine bıraktı, kapısını tekrar kitledi. “İdareli iç ve sakın dökme” dedi. Sonra yukarı salona Pamela’nın yanına döndü. Bu kez gelişinde Pamela’nın yüzü gülüyordu. “Gel buraya” diyerek kollarını Jackie’ye doğru uzattı. Jackie yanına geldi, onu uzattığı kollarından çekerek yanına oturttu. “Bu gece burada kalacaksın” dedi ve dudaklarını Jackie’ninkilerle birleştirdi. Onun biçimli dudaklarını acıta acıta, ısıra ısıra öptü. Pamela’nın ağzından gelen sigara tadı, Jackie’nin başını döndürüyordu. O sigara içmiyordu ve hatta nefret ediyordu ama Pamela’nın nefesinden gelince onu başka dünyalara götürüyordu. Pamela’nın gücünün tüm ruhunu sardığını görüyordu. Jackie kalmaya dünden razıydı ama kocası merak ederdi. Bu akşam Pamela’ya gideceğini söylemişti ama eğer kalacaksa aramalıydı. “Simon’ı aramam lazım o halde” dedi. “Ara o zaman” dedi Pamela. “Steve de sabah 10’da burada olacak, sonra beraber dönersiniz işe” dedi. Jackie, kocasını arayarak bu gece Pamela’da kalacağını söyledi. Simon biraz mırın kırın etti ve telefonda ufak sayılabilecek bir tartışma yaşadılar ama Jackie taviz vermedi. Telefonu kapattığında “aferin” dedi Pamela, “kazanmasını öğreniyorsun. Ama hala böyle bir adamla nasıl yaşayabildiğine inanamıyorum” diye devam etti. “Çok az kaldı” dedi Jackie, “sayende ondan da kurtulacağım” diye ekledi. Yukarı çıktılar. Duşa girdiler. Jackie hayran olduğu kadını okşaya okşaya yıkadı. Onun yanında, yakınında olduğu için kendisini çok özel hissediyordu. Duştan sonra darmadağınık yatağa yattılar ve birbirlerine sarıldılar. Dalmadan önce, “biliyor musun” dedi Jackie, köpeğin senden özür dilediğini iletmemi istedi… “’Lütfen sahibeme ondan çok ama çok özür dilediğimi söyler misiniz’ diye yalvardı” dedi. Pamela bir an için gülümsedi. Çünkü işte duymak istediği kelime buydu. “Sahibem”…”Öğreniyor köpek” diye mırıldandı, “öğreniyor ama biraz geç öğreniyor”.
Uykuya daldılar.

Cyprusmat
05-10-2007, 15:43
Danny’nin yaklaşık 24 saattir süren karanlığı devam etmekle birlikte, şimdi ağzı açık olduğu için daha rahat nefes alıyordu. Ancak sırtından ve demin sopalanırken boynuna yediği korkunç darbelerden gelen acılar içine işlemiş ve her yerini yakıyordu. Sırtını küçücük kafesin içinde demirlere değdirmemeye özen gösteriyor ama bazen değdiğinde acısı iki kata çıkıyordu. Tekrar yalnızlığa terk edildiğinde, artık hayatının nasıl süreceği konusunda hiçbir fikri kalmamıştı. Çünkü emindi, sırtından ellerine bulaşan ve kucağına doğru süzülen sıvılar, yapış yapış oldukları için “kan”dı. Ve bu kanı akıtabilen bir kadının, artık onun geleceğini başka bir şekilde yapılandırmak ve dün gece anlattıklarını gerçekleştirmek konusunda yapamayacağı şey yoktu. Peki ama diğer kadın kimdi ? Evet sesi tanıdık gelmişti ama hala çıkartamıyordu kim olduğunu. Tanıdığı tüm kadınları düşündü ama gene de kim olabileceğini, şu an acılarla kıvranan benliği çıkartamadı.

Pamela sabah 9’da uyandığında Jackie yanında değildi. Ama aşağıdan nefis kokular geliyordu. Aşağı indiğinde gözlerine inanamadı. Her taraf toparlanmış, temizlenmiş ve kül tablalarına kadar her yer pırıl pırıl olmuştu. Kahvaltı masası, üzerindeki her şeyle bir brunch havasındaydı. Krepler pişirilmiş, ekmekler kızartılmış, etrafa mis gibi bir kahve kokusu yayılmıştı. Jackie ise giyinmiş ve makyajını yapmıştı bile. “Teşekkürler bebeğim” dedi Pamela. Pamela Jackie’ye bebeğim diyordu ilk başından beri. Yaşı Jackie’den ufak olmasına rağmen, onun üzerindeki etkisinin ve hakimiyetinin ta başından beri farkındaydı. Şu son bir aydan beri de, tüm bunlar bir hayranlığa dönüşmüştü.
“Hiçbir şey değil hayatım” diye konuştu Jackie. “Uzun bir zamandan beri ben de böyle şeyler yapmak için fırsat kolluyordum, bu sabah çok uygun geldi”
Kahvaltılarını bitirdiklerinde saat 9:45’ti. Pamela yukarı çıktı ve hemen hazırlanmaya başladı. Steve’e her zamankinden daha kötü görünemezdi.
Steve saat 10:20 de geldiğinde Pamela hala yukarıdaydı ve Steve’i Jackie karşıladı. Jackie’yi evde görünce şaşırdığını gizlemedi Steve. Sıkkın bir ifadeyle salona geçti oturdu. Jackie kahvaltı masasını toparlamış ve etrafı gene mükemmelce düzeltmişti. Pamela merdivenlerden inerken ikisinin de başı ondan tarafa dönmüş ve bu güzelliğin evin içine dağılışını izlemeye koyulmuşlardı. Pamela, sarı mini elbisesini giymiş ama bu sefer çok ağır bir makyaj yapmamıştı. Sarı elbise öyle tiril tiril ve iç gıcıklayıcıydı ki, Pamela içine sütyen giymeyerek onu daha da baştan çıkartıcı bir hale getirmişti. Üstelik içindeki beyaz string de inanılmaz belli oluyordu. Steve, bu TANRIÇA’yı bir süre daha izledikten sonra, “Jackie sende kalmış ha” diye, sıkıntısını gizlemeyen bir soru cümlesi kurdu. Pamela ona doğru buz gibi bir bakış attıktan sonra “hoş geldin Steve” dedi. Steve bakışlarını hemen önüne eğdi. Jackie, Pamela’nın o buz gibi bakışını ve Steve’in başını öne eğişini ayağa kalkarak alkışlamak istedi. “Bu nasıl bir kadındır Allah’ım” diye geçirdi içinden. “Ben neden böyle değilim”.
“Anlat” diye soğuk bir tavırla emir verdi Pamela, Steve’in suratına bakarak.
“Her şey ayarlandı” diye konuşmasına başladı Steve. “Evlilik anlaşmanızı yeniden yazdırdım. Şu anki geçerli anlaşmada sadece boşanma halinde oluşacak durumlar ve nelerin paylaşılacağı var. Danny’nin ölümü halinde neler olacağı bu anlaşmada yok. Aslında, zaten Danny’nin ölümü halinde onun tüm mal varlığı senin üzerine geçecek ve hayat sigortasından da yaklaşık 4 milyon dolar alacaksın. Ama bu taktirde, böyle bir ölüm gerek polis ve gerekse de sigorta şirketi tarafından çok fazla araştırılacak ve ortaya çıkacak en ufak soru işaretleri, yıllarca peşini bırakmayacak. Ancak bu konu, yani Danny’nin ölümü halinde tüm mal varlığının ve sigorta gelirinin sana kalacağı evlilik anlaşmanızda, yani üç ay önce imzalanmış evlilik anlaşmanızda bahsedilmesi durumunda, onun ölüm soruşturmasının fazla uzamayacağını düşünüyorum. Zira, aranızda bu evlilik anlaşmasının yapıldığı tüm şirket tarafından biliniyor ama tabii ki içeriğini kimse bilmiyor”. Sustu. Pamela “Bütün bunları sana zaten ben söylemiştim Steve, bunlar bildiğim şeyler” dedi. “Bana şimdi neredeyiz ve hangi noktadayız onu söyle”. Steve “evlilik anlaşmanızı yazan ve bir kopyasının onda olduğu noter şirketi Mc Millian’ın, sizinle ilgilenen kişisi Arnold, bunu yapabileceğini, yani Danny’nin imzalayacağı yeni bir evlilik anlaşmasına eski tarih ekleyerek değiştirebileceğini, ancak bunun için 100.000 dolar istediğini söyledi”. dedi. Pamela, yüzünde endişeli bir ifadeyle, “güveniyor musun” diye sordu. Steve dersine çalışmış başarılı bir çocuk edasıyla gülümsedi. “İpleri elimde. Buna benzer yaptığı iki işi daha biliyorum” dedi. “Sana ufak bir tavsiye daha vereyim” diye konuşmasına devam etti Steve…”Eğer sigortadan almaya hak kazanacağın 4 milyon doları almaktan vazgeçersen senin için her şey çok daha kolay olacaktır. Danny’nin hemen ölümünden sonra sigorta şirketine vereceğin ‘bu gelir tamamen falanca hayır kurumuna verilecektir’ yazısı, peşini bırakmalarına yeteceği gibi, Chicago’da uzun bir süre adını ‘yılın kadını’ olarak manşetlerden indirmez” diye bitirdi.
Pamela ayağa kalktı ve Steve’in yanına geldi. Elini başına koydu ve onun kırlaşmış saçlarını yavaşça okşamaya başladı. “Aferin sana Steve” dedi. “Her şeyde bu kadar iyi misin merak ediyorum doğrusu”. Steve başını yukarı kaldırdı, “Allahım” dedi kendi kendine, “bu nasıl bir görüntü, bu nasıl bir kadın !!!”.
Elini Steve’in başından çekti ve “kağıtlar yanında mı?” diye sordu Steve’e. Steve hemen çantasını açtı ve evlilik sözleşmelerinin Arnold tarafından yazılmış yeni halini okudu. “Tamam” dedi Pamela. “Haydi işinizin başına”. Her ikisi de hiçbir tereddüt göstermeden kalktılar. Jackie yukarıya çantasını almaya gittiğinde, Pamela Steve’e yaklaştı ve kulağına, “şimdi sana birkaç şey söyleyeceğim, bunları aklından sakın çıkarma…Danny’yi henüz görmedin. Bugün sana gösterecektim ama bir gün daha sabret. Çünkü o kağıtları, yani hayatından vazgeçişini senin yanında imzalamasını görmek istiyorum. Yok oluşunu, sevmediği bir başka erkeğin yanında yaşayacak ve yok olmanın ne demek olduğunu çok daha iyi kavrayacak… Başka bir şey…Jackie artık benim…İstiyorsan başka birini bul…Umurumda değil…Ama Jackie artık ben istediğim zaman işe gidecek, ben istemediğim zaman gitmeyecek…Haberin olsun...Son olarak…Yarın sabah gene saat 10’da burada olacaksın…” Steve, “anladım” demek istedi ama diyemedi. Başıyla anladığını ifade edecek bir hareket mi yapsındı ? Onu da bilemedi. Hipnozdan çıkan aptallaşmış hastalar gibi duruyordu Pamela’nın yanında.
Jackie çantasını alıp inmişti. Onları kapıya kadar geçirdi. Arabalarına binişlerini seyretti ve geri dönüp içeriye girerken, “her şey yolunda, etrafım salaklarla dolu” diye düşündü… Sonra… ”sadece etrafım mı, bütün dünya salaklarla dolu” diye mırıldandı.

Cyprusmat
05-10-2007, 19:53
Jackie’nin özenle toparladığı salona geçti. Bir sigara yakmayı düşündü ama aklına bir şey gelmiş gibi vazgeçti. Döndü ve mahzenin kapısını açtı. Bu defa burnuna aşağıdan ağır bir koku geldi. “Köpek kokusu” diye mırıldandı. Salondaki sehpadan küçük anahtarı ve sigarasını alarak mahzenin kapısından içeri girdi. Işığını yakıp kapısını kapattı ve merdivenlerden indi. Gerçekten de aşağısı daha ağır kokuyordu. Kafese yaklaştıkça Danny’nin çırılçıplak ve leş gibi vücudundan da iğrenç bir koku geliyordu. Kafesin başına geldi, Danny’ye baktı. Danny, Pamela kafese doğru yürürken, topuklu ayakkabılarından çıkan sese doğru dönmüştü. Sırtındaki yaralar kabuk tutmaya yüz tutmuştu. Yanağındaki delik kararmış ve siyah bir ben gibi görünüyordu. İnce sarı sakalları biraz uzamıştı. Yavaş hareketlerle kafesin kapısını açtı Pamela. Boynundaki tasmaya asılıp dışarı çekti Danny’yi. Kafesin bir iki adım dışına kadar sürükledi. Arkasına geçti, eline duvardan bir kırbaç aldı ve ucuyla sırtındaki yaralara dokunmaya başladı. “Bir dahası olursa bunların ne hale geleceğini tahmin ediyor musun köpeğim?” diye sordu. Danny ağzı açık olduğu halde başıyla onaylama hareketi yaptı. “Aferin köpeğim” diyerek Danny’nin karşısındaki sandığın üstüne oturdu bacak bacak üzerine attı ve bir sigara yaktı. Elinde hala duvardan aldığı kırbacı tutuyordu. “Şimdi biraz konuşalım bakalım” diye söze başladı. “Sakın gereksiz sesler çıkarma ve gereksiz kelimeler kullanma. Sadece eğer sana bir soru cümlesi yöneltirsem, onun yalın ve net cevabını vereceksin anladın mı?” diye devam etti. Danny gene başıyla onaylama hareketi yaptı.
“Sen bu mahzenin içinde bir kölesin, bir köpeksin, başka hiçbir şey değilsin. Bu mahzenin içine girecekler de senin Sahibelerin ve Sahiplerin. Onları önceden tanısan da, senin için artık isimlerinin hiçbir önemi kalmadı. Artık senin de isminin kimse için bir önemi kalmadı. Daha uzunca bir süre, sen, buraya geleceklerin kölesi ve köpeği olacaksın”.
“Şimdi tekrar ediyorum, eğer her söylediğime uslu uslu boyun eğersen, yeryüzünü tekrar bir insan olarak görme ihtimalin var. Yoksa bu mahzenin dışına çıkamadan, sana vereceğim acılara dayanamaz ve geberip gidersin. Şimdi ağzınla duymak istiyorum köpek, anladın mı?” Danny yüzü yere doğru bir şekilde iki büklüm “anladım” diyebildi. Demesiyle birlikte havadaki ıslığını duyduğu kırbacın sırtına inişiyle haykırarak sırtüstü yere attı kendisini. Pamela ayağa kalktı, yerde yatan Danny’nin yanına geldi ve bir ayağını havaya kaldırarak, ayakkabısının ön taban ve yüksek topuğu arasında kalan yerini Danny’nin gırtlağına koydu. “Anladım ne?” diye bağırdı. Danny anlayamamıştı. Pamela daha da bastırdı ayağını. Danny’nin nefesi kesilir gibi oldu ve o anda tahmin ettiği şey olduğunu düşünerek, acaip bir hırıltıyla “anladım sahibem” diyebildi. Pamela son bir bastırış yapıp çekti ayakkabısını Danny’nin gırtlağından. “Şimdi anlamışsın” diyerek yanında ayakta durmaya devam etti. “Aç ağzını” diye bağırdı. Danny ağzını açtığında, hizalayarak henüz sönmemiş olan sigarayı yukarıdan Danny’nin ağzına bıraktı. Tam ağzına düşmedi sigara ama ateşi dudağının üstüne çarpıp yere düştü. Pamela yüksek topuklu ayakkabısıyla basıp söndürdü.
“Yarın insanlığına, hayatına, kendine ve sahip olduğun her şeye veda edeceksin. Hem de kendi ellerinle atacağın imzalarla. Anladın mı?” Danny’nin ağzından gene “anladım sahibem” kelimeleri döküldü. “Aferin sana köpek” dedi Pamela ve yüzüne kazanmanın gururunu gösteren bir gülümseme yayıldı.

Danny’yi orada öylece bırakarak yukarı çıktı ve mahzenin kapısını kilitledi. Danny şu anda ilk defa mahzende kafesinin dışında yalnız kalıyordu. Ayağa kalktı, evet ayağa kalmıştı. Biraz yürümeye çalıştı, ama hiçbir şey görmediği için oraya buraya çarpıyordu. Ama olsun, biraz olsun bacaklarını açabilecek, vücudunu rahatlatabilecekti. Sabah bir araba gelmişti. Kimdi acaba? Sonra iki araba sesi duymuştu. O anda Pamela’nın konuşmaları geldi aklına, “ne fark eder ki bundan sonra” diye düşünerek sağa sola çarpmamak için mahzenin şeklini hatırlamaya koyuldu. Böyle küçük şeyler şu anda onun için daha önemliydi.

Pamela saatine baktı, 14 olmuştu. Telefonu aldı ve şirketi aradı. Ernest amcayı istedi. Ernest amca telefona çıktığında sesine endişeli bir hava vererek “Danny’ye ulaşamıyorum, şirkette mi?” diye sordu. “Hayır güzelim, hasta ve evde olduğunu sanıyordum” dedi Ernest amca. “Dinlemedi ki. Bugünde gitme dedim ona ama dinletemedim. Sabah Steve gelmişti, bişeyler konuştular sonra apar topar onunla çıktı. Üstelik cep telefonunu da almadan çıkmış” dedi Pamela. “Peki Steve’e sordun mu?” dedi Ernest amca. “Elbette, zaten önce onu aradım” dedi ve devam etti, “Steve’e, şirkete iki blok ötedeki bankaya uğraması gerektiğini söylemiş, Steve de onu oraya bırakmış. Sonra Steve’e ‘sen git, ben yürüyerek dönerim şirkete’ demiş”
Telefonun öbür ucundaki Ernest amca sesindeki endişeyi saklamaya çalışarak, “merak etme Pam, mutlaka bir yerlere takılmıştır çıkar yakında ortaya. Ben de bir araştırtayım bakayım” diyerek konuşmayı sonlandırdı. Bu telefondan sonra Pamela hemen Steve’i aradı ve “olay aynen başladı” dedi. “Diğer arayacağın şey ise cuma öğlen 12’den sonra ölenler arasında olacak. Unutma. Polise bildirmek için de akşam 8’e kadar bekleyeceğim”.
Tekrar telefonu eline aldı ve Cynthia’yı aradı. Biraz muhabbetten sonra kaçta geleceğini sordu. Cynthia akşam 6’da onda olacağını söyledi.
Mutfağa gitti. Çöpü açtı. sabahtan kalan krep, omlet ve peynir artıklarını bir gazetenin üstüne toparlayıp, mahzene indi. Pamela merdivenlerden inerken Danny derhal gene dizlerinin üzerine çöktü. Pamela gene mahzenin ağır kokusunu hissettiğinde “şu köpeği bir yıkasam mı acaba?” diye düşündü, ancak sonra “hayır” dedi kendi kendisine, henüz yıkanmayı hak edecek bir şey yapmamıştı. Kafesin yanına geldi ve elindeki gazete kağıdını kafesin dibine doğru itti. “Bugün de şanslıymışsın köpek” dedi. “Nefis bir yemeğin var”. Danny “çok teşekkür ederim sahibem” diyerek cevapladı. “Su da getirdiniz mi acaba?” Pamela kafesin içindeki tasa baktı, evet boştu. Yüzüne iğrenç bir gülümseme yerleşti ve “elbette getirdim köpeğim” dedi. Hem de içimde taşıyarak. Tası dışarı çıkardı, üzerine çömeldi ve işeyerek doldurdu. Ayağa kalktı, iki elini çırparak “haydi bakalım kafesine” diye bağırdı. Danny dizleri üstünde kafesin yanına kadar geldi. Pamela onun başını eğerek ve arkasından ittirerek içeri soktu. En son olarak tasını da kafesin içine koyarak kapısını kilitledi. “Yarına kadar başka yemek ve su yok, ona göre” diyerek yukarı çıktı ve mahzenin kapısını kilitledi.

kole_fino
05-10-2007, 21:39
Cyprusmat,

gercekten tsk ler..bizi heycanlandirdigin icin, hayal dünyamizda bizleri cok hos bir gezintiye cıkardigin icin tskler..eline saglik..

bdsm adina yasanabilecek her turlu tutku ,aklimiza gelen gelmeyen ne varsa , bu hikayede olucak gibi gözüküyor...

büyük bir zevk ile takip etmekteyiz..

tsk ler...

Cyprusmat
05-10-2007, 23:13
Biraz dinlenmek için uzandığı yatağında uyuyakalmıştı. Saat 17’yi biraz geçiyordu. Kimseden bir ses çıkmadığına göre işler yolunda gidiyordu. Kalktı, yatmadan önce üzerinden çıkarttığı elbisesini tekrar üzerine giydi. Kendisine biraz çeki düzen verdikten sonra aşağıya indi ve Cynthia’yı aradı. Evde yiyecek bir şeyler olmadığını ve ne yemek istiyorsa alıp da gelmesini söyledi.
Cynthia, oldukça gösterişli bir kadındı. Vücudu iri ancak tüm hatları birbiriyle ahenk içindeydi. Pamela’nın bu plan içinde en güvendiği kişiydi. Çünkü olacakların ne olduğunu, ve neden olduğunu çok iyi biliyordu. Pamela’nın içindeki duyguları tanıyordu. Gençliğinde Feminist hareketin içinde olmuş ve kadın hakları konusunda uzun çalışmalar yapmıştı. Sonraları FS konusuna da kafa yormuş ve bu konuda da çok bilgi edinmiş, hatta bazı forumlara üye olmuştu. Hatta bir Dominatrix’in müvekkilliğini bile yapmıştı. Bir seans sırasında kalp krizi geçiren müşterisi ölmüştü kadının. O zamanlar, gündemi çok meşgul eden bu davadan alnının akıyla çıkmıştı. Cynthia’nın Sinclair şirketleriyle hiç alakası yoktu. Ancak bazı iş ilişkileri sebebiyle Danny ile yüzeysel olarak tanışmıştı. Danny’yi ukala, züppe ama yakışıklı bulurdu. Hatta bir seferinde Pamela’ya onun hokka gibi küçük burnunun nice kızda bile olmadığını söylemişti. Bu laf, ta içinde, derinlerde tuhaf bir yerine dokunmuştu Pamela’nın ve o ana kadar yaptığı bazı kurguların değişmesine sebep olmuştu.
O ilk tanıştıkları gün, Pamela Cynthia’nın eline notu tutuşturup gittikten sonra, Cynthia, “ne biçim bir kadın bu” diye düşünmüş, ama bu hareketi enteresan bir dik başlılık olarak gördüğü için ertesi gün aramıştı Pamela’yı. O günden sonra ise aralarında, kimsenin anlayamayacağı bir arkadaşlık oluşmuştu. Cynthia Pamela’nın neler yapmak istediğini tam olarak algıladığında ise, bu plana hiç olmayacak bir şey gibi yaklaşmamış ve kendisine tam desteği vereceğini söylemişti. Çünkü kazanacağını da göz önünde bulundurduğunda, alacağı zevkler fazlasıyla katlanacaktı. Pamela da her şeyi yasal kılıflarına sokma ve daha birçok konuda Cynthia’dan daha iyisini bulamazdı.

Kapı çalındığında Pamela yukarıdaydı. “Geliyorum” diye seslenerek indi aşağıya. Cynthia, Pamela’yı gördüğünde şöyle bir adım geriye çekilip “amanın ! Bu adrenalin seni bir afete döndürmüş hayatım, umarım bende de işe yarar” diye bir kahkaha patlattı. İçeriye geçtiler. Pamela Cynthia’nın getirdiği fast food Çin yemeklerini tabaklara koyup salona getirdi. Bir şişe de kırmızı şarap açtı ve kadehlere doldurdu.
“İstediklerimi araştırabildin mi?” diye sordu Pamela. “Evet” dedi Cynthia. “Ama her şeyi çok hızlı ve arka arkaya yapamayız. Amerika da yaşıyoruz, yeni bir insan ve yeni bir kimlik yaratmaktan bahsediyoruz. Bunlar zaman alacak şeyler. Hem zaten seninkinin de dışarı çıkabilecek hale gelmesi için zamana ihtiyacı var”.
Pamela her şeyin bir an önce olmasını istiyordu ancak Cynthia haklıydı. “Neyse, nasılsa olacak, biz hayatın tadını çıkartalım” diyerek kadehini Cynthia’nın kadehine uzattı. “Şerefe” dediler ve şaraplarından bir yudum daha aldılar.
Saat 8’e geliyordu. İkinci şişeyi de açmışlardı. Bir eline şişeyi ve bir eline de kadehini alarak “Hadi bakalım, hep oyun oynananlarını gördüm, şimdi sıra gerçeğinde” diyerek ayağa kalktı Cynthia. Pamela gülümseyerek bakıyordu ona. O da eline kadehini alarak ayağa kalktı. Sehpanın üzerinden anahtarları aldı ve mahzenin kapısına doğru yürüdü.
Kapıyı açtı, içeriden elektrik düğmesini de açtı. Cynthia’ya merdivenlere doğru yol gösterdi. “Uuuuu leş gibi kokuyor” diyerek merdivenlerden aşağı inmeye başladı Cynthia. Hızla kafesi aradı ve gördü. Tam karşına geldiğinde ellerini iki yana açarak “fantastik” diye bağırdı. “İşte bir erkek köpeğin olması gereken yer”. Kafesin üstünden Danny üzerindeki tüm Pamela imzalarını inceledi. Pamela da yanına gelmişti. “Kalçalarını göster bana köpek” diye bağırdı Cynthia. Danny dönebildiği kadar dönerek kaldırdı kalçalarını. Cynthia “Ama onu göremiyorum” diyerek Pamela’ya döndü. “O iş imza töreninde hayatım” dedi Pamela.
Danny bu sesi hiç tanımıyordu. Ama bu kadar rahat konuşma tavrı içinde olmasına da hiç anlam veremiyordu. Üstelik konuşulanlardan, bu başına gelenlerin çok önceden başkaları tarafından da bilinerek planlanmış olduğunu anlaması onu dehşete düşürdü.
“O zaman diğer şeylere de henüz başlamadın, değil mi” diye sordu Cynthia. “Hayır canım, hepsi imza töreninden sonra başlayacak, bunlar sadece uslu bir köpek olup, hiçbir şeye itiraz etmemesine yarayacak basit uygulamalardı sadece” diye yanıtladı Pamela. “Bittiğinde çok güzel olacak eminim. Ah o burun yok mu o burun” diye konuştu Cynthia. “Çıkar da şunu nelere ihtiyacı olacak, neleri fazla gelecek bir bakalım”. Pamela eğilerek kafesin kapısını açtı ve gene tasmasından çekerek dışarı çıkardı Danny’yi. “Her tarafın leş gibi aşağılık köpek” diye ellerine baktı. Kafesin önünde iki büklüm duran Danny gerçekten de sefil bir halde görünüyordu. Cynthia yanına doğru bir iki adım attı, çizmesinin sivri topuğunu kaldırdı, yüzü yere doğru duran Danny’nin bir kulağının içine soktu ve dışarıya doğru ittirdi. Danny’nin yüzü yana doğru çevrildi. Şimdi onun yüzünü profilden görüyordu. “Burunun yapılmasına hiç ihtiyaç yok” dedi ve “ayağa kalk köpek” diye bağırdı. Danny ayağa kalktı. Pamela “hayatım benim işlerim var, birazdan dönerim, sen keyfine bak” diyerek yukarı çıktı. Mahzenin kapısını açık bıraktı. Şimdi Danny ayakta ve Cynthia tam yanındaydı. “Bu güzel kalçaların da fazla bir şeye ihtiyacı yok ama zaten yiyeceğin iğneler onlara daha güzel bir şekil verecektir” diye mırıldandı. “Ama şimdiden biraz bakalım dayanıklılar mı” diyerek Danny’yi önündeki sandığa doğru itti. Danny sendeleyerek ve elleri arkadan bağlı olduğu için yardım alamadığından yüzükoyun sandığın üstüne devrildi. Şimdi sandık altında ve kıçı tam yukarıdaydı. “Güzel, işte böyle, tam pozisyon dedi Cynthia. Duvardan uçları düğümlü dokuzlu kırbacı aldı. “Hazır mısın köpek? diye bağırdı.
“Allahım kim bu” diye düşünüyordu Danny. Tam o sırada kıçında inanılmaz bir acı hissederek inledi. “Hmmmm çok güzeeeeel” diyerek devam etti Cynthia. İçinde inanılmaz bir coşku duyarak vuruyor ve her seferinde “harika, nefis, çok güzel” gibi sözlerle kendisini gaza getiriyordu. Danny’nin bağırmaları artık gene haykırmaya dönüştüğünde Pamela başını aşağıya uzatarak, “biraz ara ver hayatım, polisi arayacağım” diye seslendi. Cynthia, aldığı zevki bırakmak istemiyordu. “Ağız topu yok mu bunun” diye yukarıya doğru seslendi. Pamela “var, olmaz mı. Oralarda bir yerdedir” dedi ve tekrar içeri gitti. Evet Cynthia yerde ağız topunu görmüştü. Aldı ve en az Pamela kadar sıkıca bağladı Danny’nin ensesinden. Tekrar Danny’nin kıçını hırsla ve zevkle kırbaçlamaya başlamıştı. Uzun dakikalar kırbaçladıktan sonra durdu Cynthia. Danny hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Göz yaşları, göz bandını doldurmuş, oluk oluk altından yanaklarına akıyordu. “Hep senin gibi bir züppeyi, kasım kasım kasılan bir erkeği, böyle köpek gibi ağlatmayı hayal etmiştim. İşte şimdi ellerimdesin”. dedi Cynthia. Bir tekme atarak sandığın üzerinden yere düşürdü Danny’yi. Yürüyerek yanına geldi, ve çizmesinin tekini kaldırarak hırsla ezmeye başladı Danny’nin erkekliğini. Öyle şiddetli eziyordu ki, çizmesi kaydıkça kah penisi, kah testisleri eziliyordu. İnliyordu Danny. “Bunlar mı sizi erkek yapan ha?” diye haykırdı Cynthia. “İşte bu çizmemin altında ezilen zavallı organlar mı seni güçlü yapan?” “Hadi göstersene gücünü hayvan”… Danny testislerinin ağrısını artık midesinde hissetmeye başlamıştı. Cynthia “Bakalım bunları kaybettiğinde neye benzeyeceksin köpek” dediğinde aklını kaybedeceğini sandı Danny. Acısı bir anda başka bir şeye dönüşmüştü. Duydukları gerçek miydi yoksa iki gündür çektiği acılar her şeyi tuhaflaştırmış ve duyu organlarında bir tahribat mı yaratmıştı. Birden gırtlağından doğru garip sesler çıkarmaya başladı. Öğürüyordu. Kusacaktı. Cynthia hemen eğilip ağız topunun kemerini çözdü ve ağzından çıkardı. Çıkarmasıyla birlikte Danny yan dönerek kusmaya başladı. Kustu…Kustu…Cynthia onu seyrediyordu. Kusması bitene kadar seyretti. “Geri zekalı köpek, zevkimi yarım yamalak bıraktın” diye hırıldadı. Yanına geldi, kusmuk gölü içinde yatan köpeğe son bir defa daha baktı. Geri döndü ve yukarı çıktı.

ParadiseSlave
05-10-2007, 23:47
Aslında her kölenin içinde birazda olsa Danny olma isteği vardir.
ama ne varki her hüzünlü hikayenin mutlu bir sonu vardır.
olmalı..;)

Cyprusmat
06-10-2007, 15:37
“Kustu senin geri zekalı köpeğin” diyerek girdi salona. Pamela ayaklarını kanepeye uzatmış, gözlerini kısmış ve sinir içinde bakıyordu Cynthia’ya. Cynthia tam karşısına oturacakken gördü bakışlarını Pamela’nın ve duraksayarak, “ne?” dedi, “ne var yani, sonuçta o bir köle ve köpek değil mi artık?”. Pamela, bir anda, kendi bölgesine girmiş diğeri için hazırlanan bir aslan edasıyla, ayaklarını kanepeden toparlayıp doğrularak, ve sesine buz gibi bir ton vererek “hayır Cynthia, yanılıyorsun, o benim kölem ve köpeğim” dedi. “Onu senin yıllar öncesinden beri içinde biriktirdiğin komplekslerin, oturmamış kadınlığın ve gel-git’ler içindeki kontrolsüz fikirlerin için harcayamam. İşte seninle ayrıldığımız nokta burası. Sen hayatında hiçbir zaman, hiçbir şey için sorumluluk duymadın. Hiçbir şeyini planlayarak yaşamadın. Ama benim yaşlılığım bile şu anda planlanmış durumda. Ben ne zaman öleceğimi bile şu anda biliyorum. Senin bu tuhaf, komplekslerini tatmin edici ve kontrolsüz davranışlarınla, en ince detayına kadar ilmek ilmek işlediğim bu planı bozdurmam haberin olsun. O aşağıda yatan köpek benim. Bunu böyle bilesin. Bilhassa seni onunla yalnız bıraktım. Ama sonuç tam tahmin ettiğim gibi oldu. Aşağıdan gelen haykırışlarını, içindeki kontrolsüzlüğü kusmanı ve her şeyin yeri-zamanı gelmeden hareket ettiğini görmek beni hiç yanıltmadı”. Kendisinden yaklaşık 10 yaş büyük kadın, hala oturmadan ve hareket dahi edemeden onu dinliyordu. “Bir daha, ben yanında değilken ona dokunmayacaksın” dedi. “Anlayabileceğin bir şey değil ama söyleyeyim. O benim için, senin anlayamayacağın kadar değerli”.
“Şimdi aşağıya indiğimde nasıl bir manzara ile karşılaşacağımı bilmiyorum. Şunu bir daha asla aklından çıkartma sevgili Cynthia…ÇERÇEVELETİP DUVARA ASACAĞIM BİR ŞEYİ KİMSEYE RESMETTİRMEM !!!”
“Artık gitmelisin” diye devam etti. “Polisi arayıp Danny’nin kayıp olduğunu bildirdim. O artık resmi bir kayıp. Her an eve gelebilirler ve sorgu sual başlayabilir”. Cynthia, hiçbir şey söylemeden salonda masanın üzerinde olan çantasını aldı ve kapıya doğru ilerledi. Ağzından “özür dilerim” gibi bir cümle çıktı ve kapıdan çıkarak kayboldu.
“Dileyeceksin tabii salak karı” dedi içinden Pamela. “Bir milyon dolar için, benden her şeyi dileyeceksin”.
Cynthia gittikten sonra yukarı çıktı. Üzerindeki elbiseyi çıkarttı. Bahçıvan kotunu giyerek aşağıya indi.
Mahzen kapısına kadar ulaşmıştı aşağıdan gelen pis koku. Aşağıya indi ve Danny’nin içler acısı halini gördü. Kusmuğu içinde ve üzerinde kuruyan sidiklerden leş gibi bir halde yatıyordu. Ara sıra kıpırdıyordu. Pamela hiç onunla konuşmadı. Sandığın yanındaki iki boş şarap şişesini ve iki kadehi aldı, yukarıya götürdü. Büyükçe bir kova, bir map ve bir sıvı sabunla aşağıya indi. Mahzenin diğer ucundaki musluğu açtı ve ona bağlı hortumu çekerek Danny’nin olduğu yere getirdi.
Bu sırada Danny yanında biri olduğunu algılamış ancak kim olduğunu bilemiyordu. Yüzünden aşağı sular akmaya başladığında irkilerek kalkmaya çalıştı. “Yattığın yerde kal köpek” diye bağırdı Pamela. Uzun uzun su tuttu üzerine Danny’nin. Yanındaki ve etrafındaki pislikleri map ile kafesin arkasında bulunan gidere doğru temizledi. “Yüzü koyun yat” diye bağırdığında, Danny sol yanına döndü. Arkasında ve altında kalan pislikleri de hortum ve map yardımıyla gidere gönderdi. Sırtına, kıçına ve kafasına biraz sıvı sabun döktü. Map’ı kovanın içinde temizledikten sonra sırtını ve bacaklarının arkasını, kıçını ve kafasını map’ladı. Sırtı ve kıçı map’lanırken Danny’nin canı, etinden et kesilirmişçesine acıyordu ama, minnettardı Pamela’ya. Çünkü onu yıkıyordu. Oysa belki daha saatlerce yada günlerce böyle kalacağını düşünüyordu. Hafif inlemeler dışında ses çıkarmamaya çalıştı. Sonra uzun uzun hortumla sulayarak duruladı Danny’yi Pamela. “Sırtüstü dön” dedi. Danny hemen sırtüstü döndü. Sıvı sabunu bu kez yüzüne, göbeğine ve bacaklarının ön yüzüne döktü. Sonra aynı şekilde her yerini map’ladıktan sonra duruladı. Kafesin içini ve etrafını da temizledikten sonra, kova, map ve sabunu aldı. Etrafta ve kafesin içinde demin dışarı çıkardığı artıklarla mama tasını da alarak yukarı çıktı.
Danny, vücudunun ıslaklığı yere temas ettiği için fazla üşüyordu. Ayağa kalktı. Hiçbir şey göremediğinden ve mahzenin neresinde olduğunu bilemediğinden, öylece beklemeye başladı. Artık yanına gelip giden kişinin Pamela olduğunu biliyordu.
Pamela yeniden aşağıya indi ve onu bir havlu ile kurulamaya başladı. Çok detaylı olmasa da oldukça kurulanmıştı.
“Dizlerinin üstüne” diye bağırdı Pamela. Hemen denileni yaptı. “Yarın burada…Yap dediğimi yapmazsan…Bugün bana verdiğin sözlerin dışına çıkarsan…SENİ ÖLDÜRÜRÜM, KİMSE DE CESEDİNİ BULAMAZ. ANLADIN MI ?” diye bağırdı. Danny’nin ağzından cılız ama duyulabilir bir şekilde “anladım sahibem” sözleri çıktı. Pamela, Danny’nin kafasını eğip tasmasından tutarak “iyi o halde, haydi kafesine” diye sürükleyerek kafesten tarafa doğru iteledi. Demin aşağıya inerken yanında getirdiği küçük, su dolu kovayı kafesin yanına bırakmıştı. “İşte sana gerçek su” dedi ve kafasını kovanın içine bastırdı. “İç istediğin kadar” dedi. Danny, kustuktan sonra ağzında kalan iğrenç tattan kurtulmak ve uzun bir süredir Pamela’nin sidiğinden başka bir şey içmediği için, başını kovanın içinden çıkartmadan dakikalarca su içti. Başını kaldırdığında, Pamela “tamam mı köpeğim?” diye sordu. Danny, “çok teşekkür ederim sahibem, size minnettarım” diye cevap verdi. Pamela elindeki ağız topunu tekrar olması gerektiği yere sıkıca yerleştirip Danny’yi kafesinin içine itti. Kilitledi. “Şu an gece, mışıl mışıl uyu e mi köpeğim” diyerek uzaklaştı. Merdivenlerin başında “yarın öleceksin…sakın itiraz istemiyorum” dedi ve merdivenleri çıktı, kapıyı dışarıdan iki kere kilitledi.

Cyprusmat
06-10-2007, 15:38
Saat 12 olmasına rağmen kimsenin aramaması yada eve gelmemesi tuhaftı. “Biraz daha şarap içsem mi” diye düşündü ama sonra vazgeçti. Zaten kafası içtiği şaraplardan ve bu kadar salak insanlara çeki düzen vermeye çalışmaktan allak bullaktı. Steve’i cep numarasından aradı. Uzun uzun çaldı. Tam kapatıyordu ki açıldı. “Alo” diyen bir kadın sesi duydu. “Merhaba Susan, ben Pamela” dedi. “Ah hayatım” diye başladı Susan…”Ne saçma bir durum bu ya, neler oluyor, Steve anlattı ama inanamadım” dedi. “İnan ki ben de hiçbir mana veremiyorum Susan, belki Steve’de bir haber vardır diye aradım” dedi Pamela. Susan, “ Steve maç seyrederken koltukta uyuyakalmıştı, şimdi uyandı, veriyorum. Lütfen, merak edilecek bir şey olduğunu sanmıyorum… Seni çok öptüm” diyerek Steve’e verdi. “Hem maç seyrediyorsun ve hem de uyuyakaldın ha?” diye çıkıştı Pamela Steve’e. Steve hiç konuşmasını bozmadan “polise haber verildikten sonra artık yapacağımız ne kaldı ki Pamela ? Kimse bana gelmedi ve aramadı, seni arayan oldu mu ? Üstelik bu saate kadar da yatağa gitmedim” dedi. Pamela bir an sessiz kaldı. Steve haklıydı. Yapacak bir şey yoktu. “Tamam Steve, doğru, haklısın. Beni de kimse aramadı. Ama yarın sabah bana gelme o halde” dedi. Seninle saat 12’de Millard’s da buluşalım. Neler olacağını daha rahat konuşuruz”. “Sen iyi misin?” diye sordu Steve. “Şu an yanımda bir erkekle daha rahat olurdum inan” dedi Pamela ve kapattı telefonu.
Steve’de başka bir şey vardı. Ondan hoşlanıyordu Pamela. Onun o dinginliği…Huzur verici hali…Olgun tavırları…Evini ve ailesini idare edişindeki sakinliği ama otoriterliği… Susan’ın ona duyduğu ve etraftan da görülebilir aşkı…Pamela’ya olan hayranlığı… Her şey Pamela’da ona karşı bir şeyler hissetmesini sağlıyordu. Susan’ı da çok seviyordu Pamela. Ender evli kadınlara bu hissi duyardı. Ne demişti bir defasında Susan çok içkili olduğu bir gece ?…”Bu adam, dünyamı domine eden tek insan. Senin bilmediğin ve tahmin edemeyeceğin şeyler yaşıyoruz. Ben acıdan zevk almayı onunla öğrendim… İşte o an karar vermişti Pamela Steve’i hayatında bir yerlere koymaya. Steve’in Danny ile sürtüşmelerinin başlaması ise işin tuzu ve biberinin Pamela tarafından ayarlanmasına kalacağını gösteriyordu. Yatağına yattı ve düşünsel yorgunluğuna yenik düştü.

Sabah’ın 9’unda çalan telefona uyandı. Açtı…Diğer taraftaki ses, adının komiser Lloyd olduğunu söyleyen bir polisti. “Kocanızın kayıp olduğunu bildirmişsiniz” dedi. “Evet” dedi Pamela, “kendisine dün saat 13’den beri ulaşmaya çalışıyorum ama hiçbir haber alamadım” diye ekledi. “Sizinle saat 11’de Moor karakolunda buluşabilir miyiz” diye sordu komiser Lloyd. “Elbette, orada olacağım” diye yanıtladı Pamela.
Kalktı, hemen bir duş aldı. Dışarı asla bakımsız çıkmadığından, 1 saatini hazırlanmaya ayırdı. Gene kendisini ayna karşısında bir afete dönüştürdüğüne inandırdığında saat 10:15 idi. Aşağıya indi, “kahretsin” diye bağırdı. Geceden kalan her şey masanın ve sehpanın üzerinde duruyordu. Ortalık darmadağınıktı. Bir an geceden kalan yiyecekleri köpeğine indirmeyi düşündü. Ancak yemesi için ağzını açması gerekecekti. Bu riski şu an gereksiz buldu ve “biraz sabretsin, ölmez ya !” diyerek her şeyi olduğu gibi bırakıp, kendisini evden dışarı attı ve arabasına binerek evden uzaklaştı.
Moor karakolundan çıktığında içi iyice rahatlamıştı Pamela’nın. Komiser Lloyd, sıradan ve “adet yerini bulsun” soruları sormuştu. Tuhaf bir durum yoktu. Hemen Millard’s a doğru arabasını sürdü. İçeri girdiğinde saat 11:50 idi. Etrafına bakındı ama Steve henüz gelmemişti. Bir masaya oturdu, bir kadeh beyaz şarap ısmarladı ve beklemeye başladı. Saat 12:10 da Steve içeri girdi. Etrafına bakındıktan sonra, Pamela’yı gördü ve masasına geldi. Henüz daha oturmadan Pamela ona doğru elini uzattı. Bir an için etrafına baktı ve huzursuz bir şekilde Pamela’nın uzattığı eli öperek, yanındaki sandalyeye oturdu. “Şu anda ve şu durumda, seninle böyle buluşmamız uygun mu?” diye sinirli bir şekilde konuştu. Pamela arkasına yaslandığı sandalyeden doğrularak, “bana bak Steve, neyin uygun olup olmadığına BEN karar veririm, anladın mı?” diye cevap verdi. “Sen o kararlı, hesaplı ve dominant tavırlarını başkalarına sakla”. Steve’in suratında, şiddetli bir tokat yemiş ifadesi belirdi. “Ama” diye konuşmaya başlayacaktı ki, Pamela, “senin kim olduğunu da, ne olduğunu da, sana neler verebileceğimi de çok iyi biliyorum. Sakın beni domine edebileceğin fikrine kapılma. Alıştığın şeyleri, BEN söz konusuyken, HEMEN şu anda unut, e mi. Onlara, senin bilmediğin ve hiç düşünmediğin yerlerde ihtiyacım olacak ve sen de onları oralarda kullanacaksın”.
Sonra “ne içiyorsun” diye gülümsedi. Hızlı bir cevapla “campari portakal” dedi Steve. Pamela kendisine doğru bakan tüm garsonlardan, demin hızla isteğini yerine getireni çağırarak “beyefendi için bir campari portakal” dedi. Ardından yüzünde pis bir gülümsemeyle Steve’in suratına bakmaya başladı. Sağ ayağındaki ayakkabısını çıkarttı ve ince çoraplı ayağıyla Steve’in sol bacağını buldu. Ayağını paçasından içeri soktuğunda Steve şöyle bir irkildi. Pamela’ya bakan yüzü kızarmaya başlamıştı. Başını önüne eğdi. “Yüzüme bak !” dedi Pamela. Ayağını Steve’in çorabının bittiği yerde gezdirmeye başladı. Ayak parmaklarıyla çorabını iyice aşağı itti ve ayağını yavaşça paçasının içinden yukarı doğru gezdirmeye başladı.Steve donmuş bir haldeydi. “Bu akşam kağıtlarla birlikte bana geleceksin” diye konuşmaya başladı. “Karına da bende olduğunu ve bu gece bende kalacağını söyleyeceksin. Biliyorum bunu büyük bir zevkle yapacaksın ve karın da bundan üzülmekle karışık değişik bir haz alacak. Senin de, karının da nelerden zevk aldığınızı ikinizden daha fazla biliyorum”.
Steve, ölümcül bir suskunluğun kendisini sardığını ve savaşamayacağı tarzda bir gladyatörle aynı arenaya bırakıldığını hissetti. Bu güzellikle ve bu güzelliğin bu yaşında edindiği kendine güvenle baş edemeyeceğini şimdi anlamıştı. Pamela ondan yana eğilerek, “senin bu yaşam tarzında bilmediğin şeyleri yaşatacağım sana”. dedi. O an campari’si geldi Steve’in. Pamela ayakkabısını tekrar giydi. Elindeki kadehi kaldırdı ve “bana!” diyerek uzattı Steve’e. Hiç tereddütsüz “sana!” diye tekrarları Steve.

MistJade
07-10-2007, 20:08
Herkese Merhaba,

Mel bu hikayeyi artık burada yayınlamayacak. Yayınlanması tarafımdan durdurulmuştur. Bu hikaye Mel tarafından uzun bir roman haline getirilecek, kontrolümden geçecek ve gerekli yerler edit edilecek. Bittiğinde İngilizceye de çevrilecek ve her iki dilde de tarafımdan bastırılacak.
İlk 25 sayfa’yı okuyan iki yayın evi de şimdiden basmayı kabul etti.
Ancak, tabii ki ne zaman biteceği konusunda hiçbir fikrim yok.

Mel şu anda Dubai’de ve onu işlerimi takip etsin diye gönderdiğim yerden bana bu sürprizi çıkarttı. 10 Ekim’de Kıbrıs’a dönmüş olacak. 20 Ekim’de de ben bir aylığına Kıbrıs’a gidiyorum. Gördüğünüz gibi Mel için hızlı bir tempo. Zaten, benim Kıbrıs’ta olacağım dönem onun 24/7 köleliği ve feminizasyonu ile geçeceğinden, Kasım sonuna kadar yazamayacağı görülüyor.

Ama bu roman kesinlikle bitecek. Sanırım yeni yılın başlarında bitmiş olur.
Bittiğinde, Forum’un modları, kendisini ispat etmiş sahibeleri ve bire bir tanıdığım bazı kölelerine, talepleri halinde ücretsiz ve tarafımdan imzalı olarak gönderilecektir.

Bilgilerinize..

Mistress Jade.

kole_fino
07-10-2007, 20:19
ya iyi mi oldu kötü mü oldu bilemiyorum

burada büyük bir heyecanla bekledigimiz ender yazilardan biri haline gelmişti kısa süre icerisinde..

her hikaye sonunda acaba simdi ne olucak diye beyin firtinasi yapiyoduk..
hayal dünyamizda tasvir etmeye calişiyoduk..

ama neyse, ne yapalim..Siz böyle uygun görmüşsünüz..diyecek söz kalmiyor bize..

umarim ,roman haline gelicek bu güzel hikaye elimize gecer..

MistressSteelBarbie
07-10-2007, 21:01
Herkese Merhaba,

Mel bu hikayeyi artık burada yayınlamayacak. Yayınlanması tarafımdan durdurulmuştur. Bu hikaye Mel tarafından uzun bir roman haline getirilecek, kontrolümden geçecek ve gerekli yerler edit edilecek. Bittiğinde İngilizceye de çevrilecek ve her iki dilde de tarafımdan bastırılacak.
İlk 25 sayfa’yı okuyan iki yayın evi de şimdiden basmayı kabul etti.
Ancak, tabii ki ne zaman biteceği konusunda hiçbir fikrim yok.

Mel şu anda Dubai’de ve onu işlerimi takip etsin diye gönderdiğim yerden bana bu sürprizi çıkarttı. 10 Ekim’de Kıbrıs’a dönmüş olacak. 20 Ekim’de de ben bir aylığına Kıbrıs’a gidiyorum. Gördüğünüz gibi Mel için hızlı bir tempo. Zaten, benim Kıbrıs’ta olacağım dönem onun 24/7 köleliği ve feminizasyonu ile geçeceğinden, Kasım sonuna kadar yazamayacağı görülüyor.

Ama bu roman kesinlikle bitecek. Sanırım yeni yılın başlarında bitmiş olur.
Bittiğinde, Forum’un modları, kendisini ispat etmiş sahibeleri ve bire bir tanıdığım bazı kölelerine, talepleri halinde ücretsiz ve tarafımdan imzalı olarak gönderilecektir.

Bilgilerinize..

Mistress Jade.

Çok isabetli bir karar sevgili Mst.Jade Hanımefendi,

Okurken roman tadında bulmuş ve bunun kitaplaşmasını aklımdan geçirmiştim. Hatta akış hakkında zihminde bir iki senaryo bile oluşmuştu.

Bu yoğun temposu içinde hikayeyi biritmesini Mel'e emrettiğiniz ve mahsulünü kitap halinde basmaya değer bulup, lutfettiğiniz için çok sağolunuz.

Sevgiler...

MistJade
08-10-2007, 12:32
Çok isabetli bir karar sevgili Mst.Jade Hanımefendi,

Okurken roman tadında bulmuş ve bunun kitaplaşmasını aklımdan geçirmiştim. Hatta akış hakkında zihminde bir iki senaryo bile oluşmuştu.

Bu yoğun temposu içinde hikayeyi biritmesini Mel'e emrettiğiniz ve mahsulünü kitap halinde basmaya değer bulup, lutfettiğiniz için çok sağolunuz.

Sevgiler...



Sevgili Mistress SteelBarbie,
Kararıma katıldığınızı belirten nazik yorumunuza çok teşekkür ederim. Hikayenin burada parça parça olmasına en az benim kadar üzüldüğünüzü bilmek beni rahatlattı. Ayrıca akış hakkındaki senaryolarınızı benimle paylaşmanıza ne kadar sevineceğimi de bilmenizi isterim. Tecrübelerinizden ve yaratıcı fikirlerinizden yararlanmak, benim için bir zevk, Mel için ise bir onurdur.

Sevgiler..
MistJade.

hayyam
13-10-2007, 00:10
:eek:

ne diyelim mel in kalemine saglık
cıkmasını beklicez kitabın


MistJade umarım yayından kaldırmazsınız

kucuk_kole18
13-10-2007, 10:05
MistJade hanım böyle emrettikten sonra bize boyun eğmek ve kitap çıktığında satın almak düşer.

solukmor
22-10-2007, 22:15
Böylesi güzel bir hikayenin devam etmesinin daha anlamlı olacağını düşünmekteyim. Hem böyle bir kitabının basılabileceğine inanmıyorum hem de tekrar söylüyorum bu forum bu güzel hikayeyi burada okumayı sonuna kadar hak ediyor...:mad:

alperrr
23-10-2007, 22:45
ah be ya tamda kaptırmıstık kendımızı. :) neyse karar verilmis zaten hayırlısı dielim...

MistressIronBBW
24-10-2007, 06:28
Forumlarda yayınlanan hikayelerden birini, hele ki bu kadar uzun olan birini, sonuna kadar okudum, tebrikler, kalemine sağlık mel!

Jade Hanım'ın kararı çerçevesinde roman olarak bitmiş halde görmek üzere! :)

Lady_e
07-12-2007, 00:37
Çok güzel ve sürükleyici bir hikaye devamını sabırla bekleyeceğim.Emeğinize sağlık

Master Gold
19-12-2007, 13:59
bu tarz bir roman basamazsınız bilgilerinize !!

sovalye
23-01-2008, 10:10
Bu Alandakİ En İyİ Hİkayeydİ..neden Devam Etmedİ?..bence Yazan KİŞİ Forumdakİlere Saygisini GÖstermelİ,devamini Yayinlamali...hİkayenİn Devamini Merakla Beklİyoruz.!

Fetishist
24-01-2008, 14:17
Çok kalitesiz bi roman fikrimce ruh hastalarının uydurması...

Fetishist
24-01-2008, 14:18
Kadınlara bakış açım tamamiyle değişti demek hepinizin içinde böyle bir istek var GÜCE ULAŞMAK ama suç erkeğin karakteri biraz sağlam olsaymış ipler onun elinde olurdu.

mistress_janset
04-03-2008, 14:50
Çok kalitesiz bi roman fikrimce ruh hastalarının uydurması...

Belkı de öglelerdır...???

ftlvr
24-11-2008, 22:59
Belkı de öglelerdır...???

Hayatta her seyini kaybedeceksin ama kendini kaybetmeyeceksin."Utanmaz" da olabilirsin,"Ar damari catlamis" da, ama kaliteli olacaksin.Bu yuzden boyle uzun ve cok guzel(bana gore) bir hikayeyi elestirirken,iki kelime yazmak zorunda da kalsan veya kapasiten ancak o kadar ise ,onu da dogru duzgun yazacaksin;yani "ogleler" degil "oyleler" diyeceksin.

Bu kadarini da yazamiyorsan susacaksin ki,rezil olmayasin.

Fetisheuro.com